Ünlü iktisatçı Mahfi Eğilmez, son analizinde Türkiye ve dünya gündemini meşgul eden enflasyon, faiz ve büyüme rakamlarının ötesine geçerek, ekonominin tarihsel ve yapısal temelini sarsan bir gerçeğe parmak bastı: Sermaye ve emeğin pay mücadelesi. Eğilmez’e göre, günümüzün ekonomik sancılarının temelinde üretilen değerin kimin cebine gireceği kavgası yatıyor.
Verilerin Ötesindeki Gerçek: Kim Ne Kadar Alıyor?
Halkın en çok merak ettiği "Neden daha çok çalışmamıza rağmen refahımız artmıyor?" sorusuna yanıt arayan Eğilmez, sorunun sadece geçici bir kriz olmadığını, derin bir yapısal sorun olduğunu vurguladı. Üretim sürecinde; emek ücret, doğal kaynaklar rant, girişimci kâr ve sermaye ise faiz geliri elde ederken, asıl büyük gerilimin emeğin kazancı ile sermayenin kazancı arasında yaşandığını belirtti.
"Sermaye doğası gereği büyüme eğilimindedir ve zamanla sınırlı olan emeği sürekli geride bırakır."
Sanayi Devrimi'nden Günümüze Güç Dengesi
Eğilmez, analizinde tarihsel bir perspektif sunarak dengelerin nasıl değiştiğini şöyle özetliyor:
Sanayi Devrimi: Makinelerle üretim hızlandı ancak bedeli uzun çalışma saatleri ve düşük ücretlerle emek ödedi.
Sosyal Devlet Dönemi: 20. yüzyılın ikinci yarısında sendikalaşma ve sosyal devlet anlayışıyla emek ile sermaye arasında görece bir denge kuruldu.
Küreselleşme ve Esneklik: Soğuk Savaş sonrası dönemde sermayenin önündeki engeller kalkarken, güvencesiz çalışma modelleriyle emek yeniden kırılgan hale geldi.
Yeni Tehdit: Teknoloji ve Yapay Zekâ
Bugün gelinen noktada sendikaların etkisinin azaldığını ifade eden Mahfi Eğilmez, emeğin önündeki en büyük modern tehdidin teknoloji olduğunu belirtti. Yapay zekâ ve otomasyonun insan gücüne olan talebi azaltmasıyla birlikte, meselenin sadece "düşük ücret" olmaktan çıkıp "emeğe ihtiyaç duyulup duyulmadığı" noktasına evrildiğine dikkat çekti.
Geleceğin Sınavı: Evrensel Temel Gelir mi?
Üretimde emeğin rolü azaldığında ortaya çıkan değerin nasıl paylaşılacağı sorusu, önümüzdeki yılların en kritik başlığı olacak. Eğilmez, bu noktada "Evrensel Temel Gelir" gibi çözüm önerilerinin sadece bir refah tercihi değil, sistemin sürdürülebilirliği için bir zorunluluk haline gelebileceğini ifade etti. Eğer insanlar gelir elde edemezse, tüketim duracak ve ekonomik sistem kendi kendini kilitleyecek.
