Mine Tozlu Faktörü: Marka Yatırım Holdinge Yatırım Yapılır mı?

YAYINLAMA:
Mine Tozlu Faktörü: Marka Yatırım Holdinge Yatırım Yapılır mı?

Ben ne Marka Yatırım Holding’i yakından bilirim ne de Mine Hanım’ı tanırım. Kimsenin avukatı da değilim, düşmanı da. Ama bir yatırımcı olarak şuna bakarım: Bir şirketin tepesindeki isim nasıl konuşuyor, kriz anında nasıl davranıyor, şirketin etrafında nasıl bir haber akışı oluşuyor ve bütün bunlar yatırımcı güvenini nasıl etkiliyor?

Borsada bilanço kadar yönetim kalitesi de fiyatlanır. Hatta bazı dönemlerde bilanço zayıf gelse bile güven varsa yatırımcı sabreder; ama güven kaybolduğunda en parlak hikâye bile çok hızlı dağılır.

Marka Holding ve Mine Tozlu Kimdir?

Marka Yatırım Holding, farklı sektörlerde yatırımları bulunan ve Borsa İstanbul’da işlem gören bir şirket. Resmi bilgilere göre 2017 yılından bu yana borsada.

Mine Tozlu Biçer ise şirketin Yönetim Kurulu Başkanı. Yani sıradan bir sosyal medya kullanıcısından söz etmiyoruz.

Burada kritik nokta şu:

Halka açık bir şirketin yönetim kurulu başkanı, artık sadece “kişisel bir birey” değildir.

Söylediği her söz, attığı her tweet, verdiği her tepki şirket algısının bir parçası haline gelir. Özellikle sosyal medya biyografisinde unvan açıkça yazıyorsa, yatırımcı gözünde kişisel hesap ile kurumsal kimlik arasındaki çizgi daha da incelir.

Zaten Sakin Bir Dönemden Geçilmiyor

Şirket son dönemde oldukça yoğun bir haber akışıyla gündeme geldi.

Kayyum kararı, genel kurul süreçleri, CEO değişimi, bağımsız denetçi atamaları ve finansal raporlama biçimine ilişkin değişiklikler…

Bunların her biri tek başına yatırımcıyı temkinli yapabilecek başlıklar.

Yani ortada zaten “normal” bir atmosfer yok.

Tam da böyle dönemlerde yatırımcının aradığı şey şudur:

Sakinlik. Netlik. Soğukkanlılık.

Sosyal Medya Dili Neden Bu Kadar Önemli?

Paylaşılan tweet’lerde görülen üslup polemikçi, sert ve kişiselleştirilmiş bir dil içeriyor.

Belki ağır eleştiriler aldı.
Belki haksız saldırılara uğradı.
Belki gerçekten kendisini hedef alan bir kampanya olduğuna inanıyor.

Bunların hepsi mümkün.

Ama yatırımcı açısından soru farklıdır:

Bir yönetim kurulu başkanı, ne yaşarsa yaşasın, bu dili kullanmalı mı?

Benim cevabım net: Hayır.

Çünkü sermaye piyasasında üslup bir detay değildir.

Üslup da bir finansal göstergedir.
Kriz anındaki refleks de bir göstergedir.
Baskı altındaki davranış da bir göstergedir.

Bazen tek bir tweet, üç aylık bilançodan daha fazla şey anlatır.

Yatırımcıya şunu düşündürür:

“İçeride işler gerçekten kontrol altında mı?”

Yönetim Riski Diye Bir Şey Var

Yatırımcı zaten risk alır.

Faiz riski vardır.
Kur riski vardır.
Sektör riski vardır.
Regülasyon riski vardır.

Bir de bunların üzerine “yönetim tarzı riski” eklenirse tablo ağırlaşır.

Çünkü yatırımcı hisse alırken sadece şirkete ortak olmaz.

O masadaki yönetime de ortak olur.

Masada sakinlik yoksa, tahtada istikrar zor olur.

Buradaki Mesele Ahlak Değil, Kurumsallık

Bu bir ahlak dersi değil.

Bu bir kişisel yargılama da değil.

Bu tamamen kurumsal yönetim meselesi.

Halka açık bir şirketin başındaki isim, sosyal medyada bir fenomen gibi davranamaz. Davranırsa bunun adı “samimiyet” olmaz.

Bunun adı kurumsal erozyondur.

Şirket hakkında zaten tartışmalı haberler, yönetim değişiklikleri ve hukuki süreçler konuşuluyorsa;

ateşe benzin döken bir iletişim dili yatırımcıyı rahatlatmaz.

Tam tersine şunu büyütür:

“Acaba içeride işler ne kadar sağlıklı?”

Yatırımcı Ne Yapar?

Benim kişisel yaklaşımım şu olur:

İki adım geri çekilirim.

Çünkü burada mesele yalnızca bir tweet değil.

Mesele, o tweetin temsil ettiği yönetim tarzı.

Eğer bu dil geçici bir öfke patlaması değil de yönetim kültürünün özeti ise,

ben bunu iskontolu fırsat değil, risk primi olarak okurum.

Borsada her şirket zor dönemden geçebilir.
Her yönetici hata yapabilir.

Ama yatırımcının cebindeki para, kimsenin öfke terapisi değildir.

Ve en net cümle şudur:

Güven kaybolduğunda fiyat tek başına ucuz değildir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *