Sağlık Bakanımıza Arzımdır: Konya Şehir Hastanesi’nde Cevapsız Sorular

YAYINLAMA:
Sağlık Bakanımıza Arzımdır: Konya Şehir Hastanesi’nde Cevapsız Sorular

27 Şubat’ta babamı kaybettim.
Murat Akkuş… AML tedavisi görüyordu.

Bu yazıyı birilerini doğrudan suçlamak için değil, cevap alamadığım sorular yüzünden yazıyorum. Çünkü insan babasını kaybedince bazı şeyleri unutamıyor. Hele ki süreç boyunca kafasında büyüyen soru işaretleri varsa…

Babamın bilinci açıktı. 

Konuşuyordu. 

Tedavi görüyordu. 

Sonra enfeksiyon başladı ve her şey çok hızlı değişti. Bugün elimdeki tahlillere baktığımda CRP değerlerinin günler boyunca yükseldiğini, antibiyotiklere rağmen düşmediğini görüyorum. Böbreklerinin bozulduğunu, yoğun bakıma alındığını, diyalize bağlandığını görüyorum. Ama benim asıl anlamadığım başka bir konu var. AML tedavisinde kullanılan akıllı ilaç sürecinde neden ara verilmeden ikinci küre geçildi?

Çünkü ilaç prospektüsüne ve AML tedavi kılavuzlarına baktığımda; ağır enfeksiyon, derin nötropeni, sepsis ve ciddi organ komplikasyonları gelişen hastalarda tedaviye geçici ara verilebildiği, bazı durumlarda ise hematolojik toparlanmanın beklendiği açık şekilde belirtiliyor. Özellikle AML tedavisinde kullanılan hedefe yönelik ilaçların prospektüslerinde; nötrofil seviyelerinin ciddi şekilde düşmesi, aktif enfeksiyon gelişmesi, yaşamı tehdit eden komplikasyonlar oluşması halinde tedaviye ara verilmesi, doz azaltılması ya da hastanın yeniden değerlendirilmesi gerektiğine dair uyarılar bulunuyor. Ayrıca Amerikan Hematoloji Derneği (ASH), NCCN ve Avrupa Lösemi Ağı (ELN) gibi uluslararası hematoloji kılavuzlarında da AML hastalarında enfeksiyon yönetiminin tedavinin en kritik parçalarından biri olduğu belirtiliyor. Çünkü AML hastalarının önemli bir kısmında ölüm nedeni doğrudan löseminin kendisinden çok; tedavi sonrası gelişen ağır enfeksiyonlar, sepsis ve çoklu organ yetmezliği olabiliyor. Özellikle febril nötropeni gelişen hastalarda; enfeksiyon odağının hızla araştırılması, kateter kaynaklı enfeksiyon ihtimalinin değerlendirilmesi, kan kültürlerinin erken alınması, agresif antibiyotik tedavisi başlanması hayati önem taşıyor.

Babamın CRP İnfografiği - Neden kan kültürü daha erken alınıp ona göre antibiyotik başlanmadı?

Ben doktor değilim. Belki bunun çok haklı tıbbi gerekçeleri vardı. Belki löseminin ilerleme riski daha yüksek görüldü. Belki risk-fayda dengesi bu yönde değerlendirildi. 

Ancak burada benim kafamı karıştıran önemli bir detay daha var. İlk kür sonrası blast oranının %5’in altına düştüğünü bize bizzat Uzman Doktor Taha Ulutan Kars söyledi. Yani tedavinin ilk aşamada ciddi yanıt verdiği ifade edilmişti. AML tedavisinde blast oranının bu seviyelere düşmesi zaten tedaviye olumlu yanıt alındığını gösteren önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. İşte tam da bu yüzden insan ister istemez düşünüyor: “Ortada ilk kür sonrası alınmış bir başarı varken neden hasta enfeksiyon ve nötropeni açısından biraz daha dinlendirilmedi?”

Çünkü literatürde ve tedavi kılavuzlarında; özellikle ağır enfeksiyon gelişen, CRP değerleri hızla yükselen, bağışıklık sistemi ciddi şekilde baskılanan hastalarda hematolojik toparlanmanın beklenebileceği, bazı durumlarda tedaviye geçici ara verilebileceği belirtiliyor. Babamın enfeksiyon değerleri yükselirken, böbrekleri etkilenmeye başlamışken ve vücut bu kadar zorlanıyorken neden kısa süreli de olsa bir stabilizasyon süreci tercih edilmediğini bugün hâlâ merak ediyorum. Belki bunun tıbbi olarak güçlü bir açıklaması vardır. Ama bir evlat olarak bu soruyu sormamın da doğal olduğunu düşünüyorum.

Bu nedenle bugün bir evlat olarak şu soruları sormadan edemiyorum:

“Enfeksiyon değerleri bu kadar yükselirken neden kısa süreli bir ara verilmedi?”

“Önce enfeksiyon stabilize edilmeye çalışılsaydı süreç farklı ilerler miydi?”

“Bağışıklık sistemi toparlanmadan ikinci kürün devam etmesi enfeksiyon yükünü artırmış olabilir mi?”

Üstelik boyun bölgesine takılan kateter sonrası enfeksiyon süreci daha da ağırlaştı. Yoğun bakım sürecinde bize enfeksiyonun boyundaki bu kateterden kaynaklandığının söylendiğini de net şekilde hatırlıyorum. Kateter çıkarıldıktan sonra ise enfeksiyon değerlerinde düşüş görüldüğünü fark ettim. Bunları ben demiyorum bu arada, e-nabızdan aldığım kayıtlar diyor. Tüm tahlilleri almıştım zamanında. İnsan bunları görünce doğal olarak bağlantı kuruyor. Bir diğer soru işareti de şu oldu: Kan kültürü neden serviste değil de ancak yoğun bakım sürecinde alındı? Çünkü bugün geriye dönüp baktığımda enfeksiyonun günler boyunca yükseldiğini görüyorum. AML gibi bağışıklığın çöktüğü bir tabloda enfeksiyonun ne kadar kritik olduğunu artık ben bile öğrenmiş oldum.

Belki yine aynı son olacaktı. Bunu bilmiyorum.
Ama bilmek istediğim şeyler var.

Konya Şehir Hastanesi’nden detaylı kayıtları talep ettiğimizde ise karşımıza yalnızca bürokratik cevaplar çıkıyor.

“Veraset ilamı getirin.”
“Dilekçe verin.”

Evet, hukuki prosedür olabilir. Elbette resmi süreçler işletilebilir. Ancak burada mesele yalnızca bir evrak prosedürü değil. Ortada babasını kaybetmiş bir insan var. Ve bu insan enfeksiyon sürecinin nasıl ilerlediğini, hangi kararların neden alındığını, kateter enfeksiyonu şüphesinin nasıl değerlendirildiğini, neden tedaviye ara verilmediğini anlamaya çalışıyor. Ancak aradan bir ay geçtikten sonra CİMER üzerinden verilen cevapta; ne tıbbi sürece dair bir açıklama, ne empati, ne de kamu vicdanını rahatlatacak bir yaklaşım görebildim. Özellikle dönemin Başhekimi Doç. Dr. Mustafa Cüneyt Çiçek yönetimindeki hastane idaresinin, böylesine ağır bir süreç yaşayan hasta yakınını yalnızca standart bürokratik metinlerle karşılaması bence hem insani açıdan hem de kamu yönetimi anlayışı açısından ciddi şekilde sorgulanmalıdır. Çünkü Anayasa’nın 74. maddesi kapsamında vatandaşın bilgi edinme ve başvuru hakkı bulunuyor. Ayrıca Hasta Hakları Yönetmeliği kapsamında hasta yakınlarının tıbbi süreç hakkında bilgi alma hakkı da açık şekilde tanımlanıyor.

Ben burada gizli belge istemiyorum.
Ben yalnızca babamın son günlerinde tam olarak ne yaşandığını öğrenmek istiyorum.

Devletin hastanesi vatandaşına yalnızca prosedür ezberiyle yaklaşmamalı. Özellikle ölümle sonuçlanan ağır süreçlerde kamu kurumlarının görevi sadece evrak istemek değil; şeffaflık sağlamak, süreci açıklamak, vatandaşın zihnindeki soru işaretlerini gidermeye çalışmaktır. Çünkü bazı cevaplar hukuken yeterli olabilir…Ama aynı cevaplar vicdanen yetersiz kalabilir.

Ama benim derdim yalnızca evrak almak değil. Ben babamın son günlerinde tam olarak ne yaşandığını öğrenmek istiyorum.

Kateter kayıtlarını görmek istiyorum.

Kan kültürü süreçlerini görmek istiyorum.

Hemşire gözlem notlarını görmek istiyorum.

Enfeksiyonun gün gün nasıl ilerlediğini görmek istiyorum.

Çünkü bazı acılar zamanla geçmiyor. Özellikle de insanın içinde cevaplanmamış sorular kaldığında…

Sayın Sağlık Bakanımıza arzımdır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *