Alper Tunga Akkuş
Borsa İstanbul’da son iki haftayı yalnızca endeks hareketleri üzerinden okumak bana göre yeterli değil. Çünkü 17 Eylül’de başlayan fon tasfiye süreci, piyasanın yalnızca fiyatlamasını değil, para akışının yönünü ve yatırımcı davranışını da değiştirdi.
Bugün BofA ve Ziraat Yatırım’ın son 14 günlük kurum dağılımına baktığımızda ortaya çıkan tablo bu nedenle ayrıca önemli.
Ama önce fon krizinin nereden başladığını hatırlayalım.
Fon krizine giden süreç
SPK’nın 18 Eylül’de yaptığı açıklamaya göre sorun aslında Eylül ayında başlamadı. Kurul, 2025’in son çeyreğinden itibaren özellikle serbest fonlar ve para piyasası fonları üzerinden, fiili dolaşımı düşük bazı hisselerde şirketlerin temel finansallarıyla açıklanması güç fiyat hareketleri gözlemlediğini açıkladı. Konu 2 Aralık 2025 tarihli Finansal İstikrar Komitesi toplantısına kadar taşındı.
28 Ağustos 2026’da yatırım fonlarına ilişkin rehber kapsamlı şekilde değiştirildi. Bu tarih, bana göre bugün konuştuğumuz sürecin önemli eşiklerinden biri.
Ardından Eylül ayında fonlardan para çıkışlarının hızlandığını ve likidite sorununun giderek görünür hale geldiğini gördük.

15-16 Eylül: Temerrüt ortaya çıktı
16 Eylül akşamı Tera Portföy, TP2 Tera Portföy Para Piyasası Fonu’nda katılma payı iade ödemelerinde temerrüt oluştuğunu KAP’a bildirdi. Aynı akşam THF Tera Portföy Hisse Senedi Fonu için de benzer açıklama yapıldı. Şirket, aracı kurumlarla mutabakat ve likidite yönetiminin sürdüğünü belirtti. Kap
Bence piyasa açısından gerçek kırılma burada yaşandı.
Çünkü yatırım fonunda yatırımcının en temel beklentisi nedir?
Satış talimatını verdiğinde, belirlenen valörde parasını alabilmek.
Bunun gerçekleşmemesi, meselenin artık yalnızca bazı hisselerin pahalı olup olmadığı tartışmasından çıkıp likidite krizine dönüşmesi anlamına geliyordu.
17 Eylül: SPK müdahalesi
17 Eylül 2026, fon krizinin dönüm noktası oldu.
SPK daha sonra yaptığı resmi açıklamada, bu tarihte aldığı kararlarla 7 portföy yönetim şirketine ait toplam 131 fonun tasfiyesine karar verildiğini duyurdu.
MKK kayıtlarına göre bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyordu. SPK Duyurusu: https://spk.gov.tr
Bu sayı bize olayın büyüklüğünü de anlatıyor.
Artık birkaç fonun ya da birkaç yatırımcının sorunu değildi. Yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren ve doğal olarak Borsa İstanbul’daki para akışlarını da etkileyebilecek ölçekte bir süreç başlamıştı.
21 Eylül: Süre 6 aya çıktı
Tasfiye esaslarında başlangıçta yer alan 3 aylık süre, 21 Eylül’de 6 aya çıkarıldı.
SPK bunun nedenini fon portföylerindeki varlıkların piyasa koşulları dikkate alınarak mümkün olduğunca uygun şartlarda satılabilmesine imkân sağlamak olarak açıkladı. Kurul ayrıca bunun tasfiyenin mutlaka altı ay süreceği anlamına gelmediğini belirtti. SPK Duyurusu: https://spk.gov.tr
Bu karar önemliydi.
Çünkü fonlardaki milyarlarca liralık varlığın kısa sürede piyasaya boca edilmesi hem fiyatlarda yeni baskı yaratabilir hem de yatırımcı zararını büyütebilirdi.
28 Eylül: Satış emri verip parasını alamayanlar
Ardından başka bir sorun çıktı.
Fon krizinden önce satış talimatı veren ama fonun temerrüdü veya fiyat açıklayamaması nedeniyle parasını alamayan yatırımcılar ne olacaktı?
SPK 28 Eylül’de bunu da netleştirdi.
16 Eylül ve öncesinde verilen ancak temerrüt ya da fiyat açıklanmaması nedeniyle gerçekleşemeyen emirlerin tasfiye kapsamında değerlendirileceği açıklandı. 17 Eylül’de verilen ve TEFAS tarafından iptal edilen emirlerin sahipleri de tasfiye bakiyesinden payları oranında ödeme alacak.
1 Ekim: Ara ödeme dönemi
Son önemli gelişme 1 Ekim’de geldi.
SPK, Tera, Pusula, Atlas ve Hedef Portföy fonlarında mutabakatı tamamlanan yatırımcılara nihai tasfiye beklenmeden ara ödeme yapılacağını açıkladı.
Her yatırımcıya, her fon için ayrı ayrı olmak üzere 1 milyon TL’ye kadar ara ödeme yapılabilecek. Sürecin öncelikle para piyasası fonlarından başlaması kararlaştırıldı.
Yani bugün geldiğimiz noktada fon tasfiyesi devam ediyor ama sistem artık yavaş yavaş ödeme aşamasına geçmiş durumda.
Peki bütün bunların Borsa İstanbul’a etkisi ne?
Bana göre asıl ilginç bölüm şimdi başlıyor.
Çünkü fon krizinden sonra yalnızca fiyatlar değişmedi. Piyasadaki malın kimden kime geçtiğine de bakmamız gerekiyor.
Son 14 günlük kurum dağılımında iki kurum özellikle dikkat çekiyor:
Bank of America ve Ziraat Yatırım.
BofA tarafında milyarlarca liralık satış
Son 14 günlük dağılımda Bank of America üzerinden;
- KCHOL’da yaklaşık 4,4 milyar TL
- ASELS’te 3,4 milyar TL
- TUPRS’ta 1,6 milyar TL
- BIMAS’ta 1 milyar TL
- TCELL’de 961,5 milyon TL
- SAHOL’de 608,8 milyon TL
- KRDMD’de 537,7 milyon TL
- PETKM’de 447,6 milyon TL net satış görülüyor. Listenin yapısı bana göre rakamların kendisinden bile önemli.
KCHOL, ASELS, TUPRS, BIMAS, TCELL, SAHOL…
Bunlar Borsa İstanbul’un en likit, en büyük ve en kolay işlem yapılabilen şirketleri arasında.
Yani kriz sonrası satış yalnızca küçük veya fonlarla ilişkilendirilen hisselerde yaşanmıyor.
Büyük ve likit hisselerde de ciddi bir mal değişimi var.

Ziraat tarafında ise çok güçlü bir net alım
Aynı 14 günlük dönemde Ziraat Yatırım tarafında yaklaşık 35,6 milyar TL net alış görülüyor.
Öne çıkan pozisyonlarda; ZPX30.F’de 175,1 milyon TL, ASELS’te 72 milyon TL, Z30KE.F’de 65,2 milyon TL, NETGL’de 25,7 milyon TL, SELEC’te 24,6 milyon TL, FROTO’da 18 milyon TL ve KTLEV’de 9,2 milyon TL net alış mevcut.
Burada özellikle endeks tarafındaki ürünlerin ve ASELS gibi büyük şirketlerin öne çıkması dikkat çekici.
Ancak önemli bir ayrımı yapalım.
“BofA satıyor, Ziraat karşılıyor” demek şu an için doğru değil.
Örneğin BofA’nın ASELS satışı yaklaşık 3,4 milyar TL iken Ziraat’ın ASELS alımı yalnızca 72 milyon TL. Dolayısıyla BofA’dan çıkan malın çok daha geniş bir kurum grubuna dağıldığı açık.
BofA satışı yabancı çıkışı mı?
Burada da dikkatli olmak gerekiyor. Borsa İstanbul’da “BofA aldı” veya “BofA sattı” cümleleri çoğu zaman doğrudan yabancı yatırımcı hareketi gibi okunuyor. Halbuki kurum dağılımı bize Bank of America üzerinden gerçekleştirilen işlemleri gösteriyor. Bu işlemlerin nihai yatırımcısının kim olduğunu yalnızca bu veriden bilemeyiz.
Dolayısıyla “yabancı çıkıyor” gibi kesin bir sonuç çıkarmak için saklama verileri ve yabancı payındaki değişimle birlikte bakmak gerekir. Ama şunu söylemek mümkün: BofA kanalında son 14 günde büyük ve likit hisselerde ciddi satış var.
Bu bir veri.
Fon krizi sonrası piyasanın karakteri değişmiş olabilir
Benim asıl dikkatimi çeken konu burada.
Fon krizi öncesinde piyasa uzun süre şunu konuştu:
“Hangi fon hangi hisseyi alıyor?”
Şimdi soru değişti.
“Bu kadar büyük pozisyonu gerektiğinde kim satın alacak?”
Likiditenin önemi bir anda yeniden ortaya çıktı. Fonlarda yaşanan problem bize şunu gösterdi: Bir varlığın ekranda yazan fiyatı ile o varlığın milyarlarca liralık bölümünü gerçekten satabileceğiniz fiyat aynı şey olmayabilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde yalnızca şirket bilançosuna değil, hissenin derinliğine, dolaşımına ve kurumlar arasındaki mal transferine de çok daha fazla bakılacağını düşünüyorum.
Bence izlenmesi gereken esas veri
Tek günlük kurum dağılımından ziyade önümüzdeki birkaç haftadaki devamlılık önemli olacak. BofA bugün 4 milyar TL satıp birkaç gün sonra aynı hisseleri geri alıyorsa farklı bir hikâye konuşuruz.
Ama BofA üzerinden KCHOL, ASELS, TUPRS, BIMAS gibi büyük hisselerde sürekli satış devam ederken yerli kurumlarda düzenli bir pozisyon birikimi görürsek, o zaman daha yapısal bir el değiştirme tartışmaya başlayabiliriz. Fon krizinden sonra şu an için gördüğüm tablo şu:
Piyasadan para tamamen çıkmış gibi görünmekten ziyade, para farklı kanallar ve farklı yatırımcı grupları arasında yeniden dağılıyor olabilir.
BofA’daki büyük satışların karşısında Ziraat’ın güçlü net alıcı görüntüsü bu nedenle önemli. Ancak esas mesele “BofA sattı, Ziraat aldı” kadar basit değil. Bundan sonra takip edilmesi gereken soru şu:
Fon krizi sonrası Borsa İstanbul’daki milyarlarca liralık mal gerçekten kimlerin eline geçiyor?
Bence önümüzdeki birkaç haftanın en önemli verilerinden biri bu olacak.
