YatırımX Şirket Haberleri Ali Koç’un işaret ettiği risk: Yapay zekâ ve karbon ayak izi

Ali Koç’un işaret ettiği risk: Yapay zekâ ve karbon ayak izi

Ali Koç’un dikkat çektiği yapay zekâ ve karbon ayak izi tartışmasını, artan enerji tüketimi ve Türkiye’nin bu alandaki rolü üzerinden inceledik.

Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç’un CNBC-e’ye yaptığı açıklamada yapay zekânın önümüzdeki dönemde oluşturacağı enerji ihtiyacına ve karbon ayak izine dikkat çekmesi, teknoloji yarışının giderek daha fazla enerji başlığı üzerinden okunacağını yeniden gündeme taşıdı.

Koç, “İnsanoğlunun karşılaştığı bence en büyük devrim yapay zekâ. Önümüzdeki beş-on yıl yapay zekânın tüketeceği enerji ve dolayısıyla karbon ayağı çok büyük. Çin ve Amerika bu konuda sıkı bir rekabet içinde” ifadelerini kullandı.

Yapay zekâ denildiğinde bugüne kadar daha çok çip üreticileri, büyük teknoloji şirketleri ve yeni nesil yazılımlar öne çıkıyordu. Ancak son veriler, yapay zekâ yarışının arka planında çok daha büyük bir enerji ihtiyacının oluştuğunu gösteriyor.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın verilerine göre küresel veri merkezleri 2024 yılında yaklaşık 415 TWh elektrik tüketti. Bu rakam dünya elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 1,5’ine karşılık geliyor. IEA’nın baz senaryosunda veri merkezlerinin elektrik tüketiminin 2030 yılında yaklaşık 945 TWh’a yükselmesi bekleniyor. Başka bir ifadeyle veri merkezlerinin elektrik ihtiyacının altı yıl içinde iki kattan fazla artması öngörülüyor. Bu artışın ana nedenlerinden biri ise yapay zekâ uygulamaları.

Yapay zekâ altyapısında kullanılan yüksek performanslı sunucular, klasik veri merkezi sistemlerine göre çok daha yoğun elektrik tüketiyor. Buna soğutma sistemleri, kesintisiz güç kaynakları ve sürekli çalışan ağ altyapısı da eklendiğinde, veri merkezleri artık yalnızca bir teknoloji yatırımı değil aynı zamanda ciddi bir enerji yatırımı haline geliyor.

Görsel Kaynak: CNBC-E Yayını

IEA’nın değerlendirmelerine göre gelişmiş bir veri merkezindeki tek bir sunucu rafının tepe elektrik talebi önümüzdeki yıllarda onlarca hanenin tüketimine eşdeğer seviyelere ulaşabilecek. Bu tablo, yapay zekâ yatırımlarının neden doğrudan enerji altyapısı, trafo, kablo, şalt sistemleri, depolama ve soğutma teknolojileriyle birlikte ele alınmaya başlandığını da gösteriyor.

Ali Koç’un karbon ayak izi vurgusu da tam olarak bu noktada önem kazanıyor. Çünkü artan elektrik talebinin hangi kaynaklardan karşılanacağı, yapay zekânın çevresel etkisini doğrudan belirleyecek.

Bugün veri merkezlerinin tükettiği elektriğin önemli bölümü hâlâ fosil yakıtlardan geliyor. IEA verilerine göre veri merkezlerine sağlanan elektriğin yaklaşık yüzde 30’u kömürden, yüzde 26’sı doğal gazdan karşılanıyor. Yenilenebilir kaynakların payı ise yaklaşık yüzde 27 seviyesinde bulunuyor.

Bu nedenle ABD ve Çin arasındaki yapay zekâ rekabeti artık yalnızca çip veya yazılım yarışı olarak görülmüyor. Elektrik üretim kapasitesi, şebeke yatırımları, enerji maliyetleri ve veri merkezlerine kesintisiz enerji sağlayabilme kabiliyeti de rekabetin önemli parçaları haline geliyor.

2024 yılında dünyadaki veri merkezi elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 45’i ABD’de, yüzde 25’i Çin’de gerçekleşti. Avrupa’nın payı ise yaklaşık yüzde 15 seviyesinde kaldı. IEA’nın tahminlerine göre 2030’a kadar veri merkezlerinden kaynaklanacak ek elektrik talebinin önemli bölümü yine ABD ve Çin’den gelecek.

Büyük teknoloji şirketlerinin son yıllarda enerji tarafına yaptığı yatırımlar da bu dönüşümü doğruluyor. Google, Microsoft ve Amazon gibi şirketler uzun vadeli yenilenebilir enerji anlaşmalarına yönelirken nükleer enerji ve yeni nesil enerji teknolojileri de yeniden gündeme geliyor. Google, 2024 yılında 8 GW’ın üzerinde yeni temiz enerji kapasitesi için anlaşma yaptığını açıkladı. Microsoft ise yapay zekâ ve bulut altyapısındaki hızlı büyümenin enerji tüketimini ciddi biçimde artırdığını raporluyor.

Türkiye bu yarışın neresinde?

Türkiye açısından tabloya bakıldığında ise farklı bir fırsat alanı ortaya çıkıyor. Türkiye bugün ABD ve Çin ile ileri seviye çip üretiminde aynı ölçekte rekabet etmiyor olabilir ancak yapay zekâ ekonomisinin ihtiyaç duyduğu enerji ve veri merkezi altyapısında daha güçlü bir rol üstlenme potansiyeline sahip.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre Türkiye’nin elektrik kurulu gücü Ağustos 2026 sonu itibarıyla 126 bin 944 MW’a ulaştı. Kurulu gücün yaklaşık yüzde 62,9’u yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşuyor. Güneş enerjisinin toplam kurulu güçteki payı yüzde 22, rüzgârın payı ise yüzde 12,2 seviyesinde.

Bu yapı, veri merkezi yatırımları açısından önemli bir avantaj oluşturabilir. Çünkü önümüzdeki dönemde veri merkezlerinin yer seçiminde yalnızca fiber altyapı ve arsa maliyeti değil, düşük karbonlu ve kesintisiz elektriğe erişim de daha belirleyici hale gelecek.

Türkiye’nin 2026-2030 Yapay Zekâ Eylem Planı’nda veri merkezi kapasitesinin 2030 yılına kadar en az 1 GW’a çıkarılması hedefleniyor. Aynı dönemde veri merkezi, bulut bilişim ve yapay zekâ altyapısında en az 10 milyar dolarlık özel sektör yatırımının harekete geçirilmesi amaçlanıyor.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ayrıca veri merkezi ve yapay zekâ yatırımlarını desteklemek amacıyla yaklaşık 3 milyar dolarlık kamu kaynağıyla özel sektör yatırımlarının hızlandırılmasını planlıyor.

Görsel Kaynak: Gemini

Bu yatırımların etkisi yalnızca veri merkezi şirketleriyle sınırlı kalmayabilir. Elektrik üreticileri, yenilenebilir enerji şirketleri, trafo ve şalt üreticileri, kablo şirketleri, enerji depolama firmaları, soğutma sistemleri ve fiber altyapı sağlayıcıları da büyüyen yapay zekâ ekosisteminin doğrudan veya dolaylı parçası haline gelebilir.

Ali Koç’un açıklamasında dikkat çektiği enerji ve karbon ayağı meselesi bu nedenle yalnızca çevresel bir tartışma değil. Aynı zamanda yeni bir yatırım ve sanayi dönüşümünün da işareti.

Önümüzdeki yıllarda yapay zekâ yarışında daha güçlü modeller geliştirmek kadar bu modelleri çalıştıracak elektriği üretmek, taşımak ve mümkün olduğunca düşük karbonla sağlamak da önem kazanacak.

Türkiye açısından fırsat da tam burada ortaya çıkıyor. Yapay zekâ yarışının çip tarafında geriden gelinse bile enerji, veri merkezi ve altyapı yatırımlarında bölgesel bir merkez oluşturulması mümkün.

Görünen o ki yapay zekânın önümüzdeki on yıldaki en önemli girdilerinden biri yalnızca veri değil, elektrik olacak.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *