YatırımX Şirket Haberleri MARKA'nın bilançosunu konuşalım, yumurta hesapları değil

MARKA'nın bilançosunu konuşalım, yumurta hesapları değil

MARKA Holding'de neler oluyor? Yazarımız Alper Tunga Akkuş, şirketin bilançosunu, yeni yönetimi, KAP süreçlerini ve yatırımcıların gündemindeki soru işaretlerini değerlendirdi.

Borsada bazen şirketler konuşulur.

Bazen de şirketlerden çok şirketleri savunan hesaplar...

Son aylarda MARKA Holding cephesinde yaşananlar biraz ikinci kategoriye giriyor.

Önce geçmişe dönelim.

Şirketin eski Yönetim Kurulu Başkanı Mine Tozlu Biçer'in tutuklanmasıyla birlikte MARKA Holding tarihinde yeni bir sayfa açıldı. Açık konuşmak gerekirse, bugün yatırımcıların önemli bir kısmında oluşan güven probleminin temelinde yalnızca zayıf finansallar değil, geçmiş dönemde yaşananlar da bulunuyor.

Bir şirket patronunun tutuklanması sıradan bir olay değildir. Daha da önemlisi, yaşanan süreçte bedeli yine küçük yatırımcı ödedi. Borsada her zaman olduğu gibi bazıları erkenden çıktı, bazıları içeride kaldı. Sonuç olarak geriye güven problemi kaldı. Bu nedenle MARKA'nın geçmişi konuşulurken sadece "eski yönetim gitti" demek yetmez. Yatırımcı güveninin neden kaybedildiğini de konuşmak gerekir.

Ardından yönetim değişti.

Umut Sıy ve ekibi göreve geldi.

Burada bir parantez açmak istiyorum.

Ne Umut Bey ile kişisel bir husumetim var ne de yeni yönetime karşı özel bir tavrım.

Hatta tam tersine...

Yönetim değişikliğinin ardından kendisine ulaşmaya çalıştım.

Şirketin geleceğini, planlarını, yatırımlarını ve MARKA'nın nasıl bir dönüşüm hedeflediğini konuşmak istedim.

Şahsım kişilerle değil, şirketlerle ilgileniyoruz.

Bir şirket başarılı oluyorsa haberini yaparlar.

Başarısız oluyorsa onu da yazarız.

İşimizin özü bu.

Fakat bugün geldiğimiz noktada hâlâ aynı yerdeyim.

Benim odağım bilanço.

Çünkü borsada hikâyeler değerlidir ama bilançolar gerçektir.

Gelelim KAP'lara...

Son dönemde peş peşe bazı açıklamalar geliyor.

Bir yazılım şirketiyle görüşülüyor.

Bir başka şirket inceleniyor.

Gizlilik sözleşmeleri imzalanıyor.

Due diligence süreçleri başlıyor.

Güzel.

Kimsenin bunlara itirazı yok.

Ama yatırımcı açısından baktığımızda ortada satın alınmış bir şirket yok.

Açıklanmış bir değerleme yok.

Kasaya giren gelir yok.

Faaliyet raporuna yansımış katkı yok.

Kısacası sonuç yok. Süreç var.

Bana göre son dönemde gelen KAP'ların önemli kısmı bilanço üretmiyor, beklenti üretiyor.

Yanlış anlaşılmasın...

Görüşmek güzeldir.

Toplantı yapmak güzeldir.

Şirket incelemek de güzeldir.

Ama kahve içtiğiniz herkesle ortak olmuyorsunuz.

Yarın sabah yeni bir KAP gelip;

“Taraflar yapılan değerlendirmeler sonucunda anlaşmaya varamamıştır.” denildiğinde de kimsenin şaşırmaması gerekir. Çünkü bugün anlatılan şey gerçekleşmiş bir satın alma değil, satın alma ihtimalidir. Ben şahsen "görüşüyoruz" KAP'larından çok "satın aldık" KAP'larını severim.

Çünkü yatırımcının cebine niyet mektupları değil, sonuçlanan işler para kazandırır.

Yumurta hesaplar neden bu kadar heyecanlı?

Asıl ilginç kısım ise burada başlıyor.

MARKA bilançosunu eleştirdiğiniz anda sosyal medyada bir anda aynı cümleleri kuran, aynı argümanları kullanan ve aynı savunma refleksini gösteren çok sayıda hesapla karşılaşıyorsunuz.

Yanlış anlaşılmasın.

Anonim hesap kullanmak suç değildir.

İnsanlar takma isim kullanabilir.

Profil fotoğrafı kullanmayabilir.

Bunların tamamı normaldir.

Ancak son haftalarda yaptığım incelemelerde dikkatimi çeken bir durum oldu.

MARKA hakkında yorum yapan hesapların önemli bir kısmı benzer söylemler kullanıyor.

Benzer zamanlarda ortaya çıkıyor.

Benzer savunma refleksleri gösteriyor.

Bu durum ister istemez bazı soruları beraberinde getiriyor.

Burada tamamen organik bir yatırımcı kitlesi mi var?

Yoksa sosyal medyada belirli bir algı mı oluşturulmaya çalışılıyor?

Bu sorunun cevabını bugün kesin olarak bilmiyorum.

Ama şunu biliyorum: Borsa yükselir. Borsa düşer. Bir hisse yüzde 50 yükselir. Sonra yüzde 70 düşer. Bunlar piyasanın doğasında vardır. Fakat yatırımcıların eksik ya da yanıltıcı bilgilerle yönlendirilmesi başka bir konudur. Bu nedenle ben sosyal medya yorumlarından çok finansal tabloları okumayı tercih ediyorum. Ve eğer ilerleyen süreçte yatırımcıların zararına sonuç doğurabilecek organize hareketlere ilişkin somut veriler ortaya çıkarsa, bunları kamuoyunun değerlendirmesine sunmaktan da çekinmem.

Çünkü benim meselem hisse fiyatı değil. Benim meselem yatırımcının doğru bilgiye ulaşabilmesi.

Murat Adalı'ya küçük bir not

Sosyal medyada beni eleştiren isimlerden biri de Murat Adalı.

Fakat dikkatimi çeken bir durum var.

MARKA'nın bilançosunu savunmak yerine sürekli beni konuşuyor.

Ofisimi konuşuyor.

Şirketimi konuşuyor.

Maddi durumumu konuşuyor.

Ama nedense MARKA'nın hasılatını konuşmuyor.

Faaliyetlerini konuşmuyor.

Nakit üretimini konuşmuyor.

Oysa yatırımcı açısından önemli olan benim ne kazandığım değil, MARKA'nın ne kazandığıdır.

Bir şirketin değerini savunmanın yolu eleştireni hedef almak değil, rakamları ortaya koymaktır.

Benim Kurtköy'deki ofisimin MARKA bilançosuna etkisi yok.

Benim şirketimin MARKA'nın faaliyetlerine etkisi yok.

Benim banka hesabımın da MARKA'nın gelir tablosuna etkisi yok.

Ama MARKA'nın gelir tablosunun hisse fiyatına etkisi var.

Bu yüzden şahsımı konuşmak yerine şirketi konuşmayı tercih ederim.

Çünkü bir şirketi sosyal medya yorumları değil, finansal tablolar savunur.

Ben hâlâ aynı soruyu soruyorum.

72 TL'lik fiyatlamayı destekleyecek faaliyet nerede?

Hasılat nerede?

Nakit üretimi nerede?

Bu sorulara cevap vermek yerine eleştireni konuşmak yatırımcıya bilgi vermez.

Sadece konuyu değiştirir.

Son sözüm şu: Beni eleştirebilirsiniz. Yazdıklarımı da eleştirebilirsiniz. Ama gelin bunu bilanço üzerinden yapalım. Yumurta hesaplar üzerinden değil.

Çünkü günün sonunda yatırımcıyı koruyacak olan şey sosyal medya kalabalığı değil, rakamlardır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *