Türkiye bu hafta NATO liderlerini ağırlıyor.
Bir yanda F-35 tartışmaları, diğer yanda CAATSA yaptırımları... Doğal olarak herkesin gözü savunma sanayine çevrilmiş durumda. Televizyonlarda savaş uçakları konuşuluyor, sosyal medyada teknik özellikler tartışılıyor, borsada ise "hangi şirket kazanır?" hesapları yapılıyor.
Ama bana göre herkes yanlış yere bakıyor.
Asıl soru, ABD neden bugün Türkiye ile ilişkilerinde yeni bir sayfa açmak istiyor?
Çünkü uluslararası ilişkilerde hiçbir büyük güç, milyarlarca dolarlık stratejik kararları yalnızca "ilişkiler düzelsin" diye almaz.
Devletler duygu yönetmez.
Çıkar yönetir.
Tam da bu yüzden ben F-35 haberini okurken savaş uçağından önce haritaya bakıyorum.
Tarih bize aynı dersi yüzlerce yıldır veriyor
Roma İmparatorluğu neden güçlüydü?
Çünkü Akdeniz ticaretini kontrol ediyordu.
Osmanlı İmparatorluğu neden yüzyıllarca dünyanın en büyük güçlerinden biri oldu?
Çünkü İpek Yolu'nun en kritik geçiş noktalarını elinde tutuyordu.
İngiltere neden sanayi devriminin ardından küresel süper güç haline geldi?
Çünkü Süveyş Kanalı'nı kontrol ederek Avrupa ile Asya arasındaki en kısa ticaret yolunun hâkimi oldu.
Amerika neden Panama Kanalı'na bu kadar önem verdi?
Çünkü okyanuslar arasında geçen ticaretin kontrolü, sadece ekonomik değil aynı zamanda askeri üstünlük de sağlıyordu.
Hiçbiri bunu romantik söylemlerle yapmadı.
Hiçbiri "dostluk" adına hareket etmedi.
Çünkü büyük devletler, dost kazanmaz; stratejik avantaj kazanır.
Bugünün Süveyş'i neresi?
Son iki yılda dünya ticareti çok önemli bir gerçekle yüzleşti.
Deniz yolları eskisi kadar güvenli değil.
Hürmüz Boğazı'ndan dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri geçiyor.
Kızıldeniz ve Babülmendep hattı ise Avrupa ile Asya arasındaki en kritik deniz güzergâhlarından biri.
Bu bölgelerde yaşanan her kriz; nakliye maliyetlerini artırıyor, sigorta primlerini yükseltiyor, teslim sürelerini uzatıyor, ve küresel enflasyona kadar uzanan zincirleme etkiler oluşturuyor.
Eskiden şirketler "en kısa rota hangisi?" diye soruyordu.
Bugün ise soru değişti.
"En güvenli rota hangisi?"
İşte oyunun yönü tam burada değişiyor.
Orta Koridor neden bir anda bu kadar önemli hale geldi?
Yıllardır konuşulan ancak çok fazla dikkat çekmeyen Orta Koridor bugün hiç olmadığı kadar stratejik bir konumda.
Bu hat; Çin'den başlayıp, Kazakistan, Hazar Denizi, Azerbaycan, Gürcistan, Türkiye ve Marmaray üzerinden Avrupa'ya ulaşıyor.
Aslında yeni bir proje değil.
Yeni olan, dünyanın şartlarının değişmiş olması.
Rusya üzerinden geçen Kuzey Koridoru, Ukrayna savaşı nedeniyle eski cazibesini kaybetti.
Deniz yolu ise Hürmüz ve Kızıldeniz'deki güvenlik sorunları nedeniyle eskisi kadar öngörülebilir değil.
Doğal olarak gözler Türkiye'nin merkezinde bulunduğu bu hatta çevriliyor.
Bugün lojistik şirketleri de devletler de artık sadece kilometre hesabı yapmıyor.
Risk hesabı yapıyor.
Peki ABD neden Türkiye ile ilişkilerini yumuşatmak istesin?
İşte bana göre yazının en önemli kısmı burası.
Eğer gerçekten F-35 konusunda yeni bir dönem başlıyorsa...
Eğer gerçekten CAATSA yaptırımları kaldırılıyorsa...
Bunun tek açıklaması savunma sanayi olmayabilir.
ABD'nin son yıllardaki en büyük stratejik hedeflerinden biri Çin'in küresel ekonomik etkisini dengelemek.
Bunun yolu ise sadece uçak gemilerinden ya da askeri üslerden geçmiyor.
Enerji hatları...
Demiryolları...
Limanlar...
Doğal gaz terminalleri...
Lojistik merkezleri...
Artık bunların tamamı jeopolitiğin en önemli parçaları.
Belki de bugün konuştuğumuz F-35 başlığı, çok daha büyük bir satranç oyununun sadece görünen hamlesidir.
Türkiye için fırsat nerede?
Türkiye yıllardır kendisini "köprü ülke" olarak tanımlıyor.
Ama köprü olmak tek başına para kazandırmaz.
Asıl gelir; yükün burada depolanmasıyla, ürünlerin burada işlenmesiyle, montaj sanayisinin burada kurulmasıyla, enerjinin burada dağıtılmasıyla, lojistik merkezlerinin burada konumlanmasıyla oluşur.
Eğer Orta Koridor beklenen ölçüde büyürse Türkiye sadece transit geçiş yapan bir ülke olmayabilir.
Avrupa ile Asya arasında üretim, depolama ve dağıtım üssüne dönüşebilir.
Bu da yeni liman yatırımları, demiryolu projeleri, enerji altyapısı, sanayi bölgeleri ve uzun vadeli istihdam anlamına gelir.
İşte kalıcı zenginlik tam burada başlıyor.
Biz ise hâlâ uçağı konuşuyoruz...
İşin ironik tarafı da burada.
Dünya yeni ticaret yollarını planlıyor.
Enerji koridorlarını yeniden şekillendiriyor.
Liman yatırımlarına milyarlarca dolar ayırıyor.
Biz ise günlerdir sadece F-35'i konuşuyoruz.
Belki F-35 önemlidir.
Belki CAATSA yaptırımlarının kaldırılması hem savunma sanayi hem de ekonomi açısından olumlu sonuçlar doğuracaktır.
Ancak bunların tamamı bana göre sonuçtur.
Asıl neden çok daha büyük olabilir.
Çünkü tarih bize aynı gerçeği yüzlerce yıldır anlatıyor.
Dünyanın en zengin devletleri, en fazla savaş uçağına sahip olanlar değil; en kritik ticaret yollarını kontrol edenler oldu.
Belki bugün baharat yerine LNG taşınıyor.
Belki kervanların yerini konteyner trenleri aldı.
Ama oyunun kuralı değişmedi.
Ticaret yolunu kontrol eden, geleceği de kontrol eder.
Bu yüzden bana göre asıl tartışmamız gereken konu F-35 ya da CAATSA değil.
Türkiye'nin önümüzdeki 30 yılda küresel ticaret ve enerji haritasında nasıl bir rol oynayacağıdır.
