Finans tarafında içerik üretenler, bugünün moda tabiriyle “finfluencer”lar olarak gerçekten zor bir dönemden geçiyoruz.
Piyasa zaten iyi değildi. Fon olayının patlamasıyla birlikte güven tarafında çok daha ağır bir döneme girdik. Ciddi mağduriyet yaşayan insanlar var. Mağdurlara hak verdiğim noktalar da var, kızdığım noktalar da. Gerçi bugün kime kızdığımızın artık çok da önemi yok. Para gitmişse, güven kaybolmuşsa, bundan sonra konuşulması gereken şey “kim haklıydı?” değil, bu noktaya nasıl gelindiği.
Bence fon tarafında yaşananları iki ayrı bölümde ele almak gerekiyor:
Giriş kısmı ve çöküş kısmı.
Giriş kısmında çoğu kişinin olan bitenden haberi bile yoktu.
Biz ise piyasayı neredeyse günün 24 saati takip ettiğimiz için her gün daha önce adını bile duymadığımız hisselerin tavan tavan gittiğini görüyorduk.
Mesela bugünkü adıyla TEHOL.
Daha şirketin adı değişmeden önce başlayan ciddi bir fiyat hareketi vardı.
O dönem sorduk:
Bu şirketler ne üretiyor?
Nasıl bir katma değer sağlıyorlar?
Bu değerlemeleri hangi faaliyet açıklıyor?
Cevap yoktu.
Sonra şirketlerin içine yeni hikâyeler girmeye başladı. Siber güvenlik şirketleri, iştirakler, satın almalar...
Hikâye büyüdü.
Fiyatlar yükseldi.
Kimse de yükselen bir şeye soru sorulmasından hoşlanmadı.
Çünkü piyasada maalesef şöyle bir psikoloji var:
Para kazanılıyorsa sorgulayan adam kötüdür.
Sonra geldik çöküş kısmına.
Nitelikli yatırımcı şartları tartışılırken insanların bu fonlara girebilmek için ne kadar uğraştığını kendi gözümle gördüm.
Tera'nın sosyal medya tarafında çalışan Hatice Hanım'ın paylaşımlarının altında bile insanlar:
“Bizim hesabımız açılmadı.”
“Fon almak istiyoruz.”
“Nasıl alacağız?”
diye soruyordu.
Yani bugün yaşanan mağduriyetin en acı taraflarından biri şu:
İnsanlar bu sisteme zorla sokulmadılar. Sisteme girebilmek için uğraştılar.
Bir şekilde girdiler.
Ama fonun içinde ne olduğuna bakmadılar.
Risk seviyesine bakmadılar.
Likiditesine bakmadılar.
Geçmiş getirisine baktılar.
Sonra sistem kilitlendi.
Bugün çevremde para piyasası fonuna yatırım yaptığını söyleyen, finansal okuryazarlığı yüksek olduğunu düşündüğüm kişiler bile isyan ediyor.
Demek ki mesele sadece “finansal okuryazarlık” demekle bitmiyormuş.
Bir fonun portföyünde ters repo olması tek başına kötü bir şey değildir. Fakat karşı taraf riski, likidite ve fonun nasıl yönetildiği işin içine girdiğinde ekranda gördüğünüz “düşük riskli” görüntü tek başına hiçbir şey ifade etmeyebilir.
Ve bu süreç sosyal medya tarafında da başka bir tartışmayı beraberinde getirdi.
Takip ettiğimiz, tanıdığımız, hatta yüz yüze görüştüğümüz bazı hesaplar kapandı.
Ben her hesap kapanmasını “sansür” diye okumuyorum.
Bir kişi gerçekten bir ürünü pazarladıysa, yatırımcıyı belli bir yere yönlendirdiyse veya gerçeğe aykırı bilgi verdiyse bunun elbette incelenmesi gerekir.
Ben ise bu süreç boyunca tek bir şeyi söyledim:
Resmî açıklama neyse onu takip edin.
Çünkü soruşturmanın ortasında sosyal medyada savcı, hâkim ve bilirkişi olmaya çalışmanın kimseye faydası yok.
Ama soru sormaktan da vazgeçmemek gerekiyor.
Ve tam burada gelelim asıl konuya.
FORMT
Formet ile bugüne kadar hiçbir ticari ilişkim olmadı.
Bir lot FORMT almadım.
Şirketi yakından tanımıyorum.
Ama hisseyi ve etrafında yaşananları uzun zamandır takip ediyorum.
Son birkaç gündür karşıma çıkan iddialar ise artık “borsa dedikodusu” deyip geçilecek seviyeyi aşmış durumda.
Bunlardan biri İzmir'de yaşayan Caner Bey'in yaşadığını söylediği süreç.
Caner Bey bana ulaştı.
Kendisi eski bir banka çalışanı. Görüştüğüm kadarıyla derdini belgelerle anlatmaya çalışan bir yatırımcı.
FORMT hakkında yaptığım paylaşımların ardından bazı resmî evrakları benimle paylaştı ve konunun savcılığa taşındığını gördüm.
Şikâyet dilekçesinde anlatılanlara göre Caner Bey'in yolu FORMT ile kesişiyor.
İddiaya göre şirket tarafıyla iletişim kuruluyor, fabrikaya davet ediliyor ve ulaşımına kadar yardımcı olunuyor.
Ardından yatırım süreci başlıyor.
Pay aldıkça yeniden fabrika ziyaretleri yapıldığı, ilişkinin bir süre oldukça olumlu ilerlediği anlatılıyor.
Sonra hisse düşmeye başlıyor.
Caner Bey de kendi yaşadıklarını sosyal medya hesabından paylaşmaya başlıyor.
Buradan sonrası ise daha ciddi.
Şikâyet dilekçesindeki iddiaya göre Mustafa Sezen İzmir'e gidiyor ve tarafların bir restorandaki görüşmesi sırasında, tanıkların da bulunduğu ortamda Caner Bey'e yönelik fiziksel saldırı meydana geliyor.
Altını özellikle çiziyorum:
Bunlar şikâyet dilekçesinde yer alan iddialardır.
Bir kişinin suç işlediğini söylemek benim işim değildir.
Bu iddiaların doğru olup olmadığına savcılık ve nihayetinde yargı karar verir.
Fakat ortada savcılığa taşınmış böyle bir iddia varsa bunu da yokmuş gibi davranarak geçemeyiz.
Üstelik ben şirket tarafına ulaşmayı da denedim.
Formet'in kamuya açık iletişim numarasını iki kez aradım.
İlkinde telefonu açan hanımefendi “bağlıyorum” dedi. Ardından telefon kapandı.
İkinci aramamda kendimi tanıttığımda “Size verecek cevabımız yok” denilerek görüşme sonlandırıldı.
Bana cevap verip vermemeleri açıkçası kişisel olarak umurumda değil.
Fakat halka açık bir şirketin etrafında bu kadar fazla iddia konuşuluyor, yatırımcı bu kadar ağır zarar yaşıyorsa şirketin kamuoyunu tatmin edecek açıklamalar yapması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü rakamlar ortada.
Şirketin tahsisli sermaye artırımı kapsamında ihraç ettiği 64 milyon 334 bin 85 TL nominal değerli pay, 9 Nisan 2026'da pay başına 4,43 TL fiyatla satıldı ve toplam 285 milyon TL hasılat elde edildi. Bu payların yaklaşık 57,7 milyon TL nominal kısmı Mustafa Sezen'e tahsis edildi.
Şirket daha sonra KAP'a yaptığı açıklamada, elde edilen 285 milyon TL'nin fon kullanım raporunda belirtilen şekilde kullanıldığını bildirdi.
Bunlar resmî bilgiler.
Bugün ise FORMT 1 TL'nin altında.
29 Eylül kapanış verilerinde fiyat 0,96-0,97 TL civarında görünüyor.
Dolayısıyla 4,43 TL'lik tahsisli fiyat ile bugünkü fiyat arasında yaklaşık yüzde 78'lik bir fark var.
Burada kimseye “suçlu” demiyorum.
Ama şu soruyu sormak da her yatırımcının hakkı:
Bir şirket birkaç ay içerisinde buraya nasıl geldi?
Ve tam bu tartışmalar sürerken bugün ortaya başka bir iddia çıktı.
100 bin dolar iddiası
Piyasada “Xanthos” adıyla bilinen Zeynel Abidin Güdücü bugün bir paylaşım yaptı.

Paylaşımında “Itris” diye bahsettiği kişinin kendisiyle görüşmek istediğini anlattı.
Bahsettiği kişi İdris Dişbudak.
Ben İdris Dişbudak'ı tanımam, etmem.
Hayatımda konuşmuşluğum yok.
Sadece Twitter'da birkaç kez paylaşımlarının önüme düştüğünü hatırlıyorum. Dolayısıyla kendisi hakkında kişisel bir kanaatim de yok.
Fakat Xanthos'un kamuya açık şekilde aktardığı bir bölüm özellikle dikkat çekici.
Paylaşıma göre Güdücü, Dişbudak'a FORMT ile bağlantısını soruyor.
Ve Güdücü'nün aktardığı ifadeye göre cevap şu:
“Abi ben oradan 100 bin dolar para aldım, genel kurulda vekâlet topladım onun için.”
Burada özellikle dikkatli konuşmak gerekiyor.
Ben bu paranın verildiğini görmedim.
Ödeme belgesi görmedim.
Parayı kimin verdiğini bilmiyorum.
Gerçekten ödeme yapılıp yapılmadığını da bilmiyorum.
Dolayısıyla çıkıp “100 bin dolar verildi” diyemem.
Ortada Zeynel Abidin Güdücü tarafından kamuya açık şekilde dile getirilen 100 bin dolarlık bir iddia var.
Fakat benim anlamadığım nokta şu:
Halka açık bir şirketin etrafında böyle bir iddia ortaya atılıyorsa neden kimse çıkıp açıkça cevap vermiyor?
İdris Dişbudak:
“Ben böyle bir para almadım.”
diyebilir.
Ödeme başka bir ilişkiye dayanıyorsa bunun ne olduğunu açıklayabilir.
Şirket:
“Bizim böyle bir ödemeyle hiçbir ilgimiz yok.”
diyebilir.
Güdücü'nün elinde belge varsa onu kamuoyuyla veya ilgili kurumlarla paylaşabilir.
Ama milyonlarca yatırımcının parasının bulunduğu sermaye piyasalarında bu kadar ağır bir iddianın sosyal medyada dolaşıp birkaç gün sonra unutulmasını normal karşılayamayız.
Çünkü mesele artık yalnızca FORMT'un fiyatı değil.
Ortada cevap bekleyen daha temel sorular var.
Genel kurul öncesinde kimler vekâlet topladı?
Bunun karşılığında herhangi bir ödeme yapıldı mı?
Yapıldıysa kim tarafından, hangi hukuki ilişkiye dayanarak yapıldı?
Şirket yönetiminin bundan bilgisi var mıydı?
Sosyal medya üzerinden hisseyle ilgili herhangi bir organizasyon yürütüldü mü?
Yatırımcılarla şirket arasındaki iletişim hangi çerçevede gerçekleşti?
Ve savcılığa taşınan saldırı iddiasında gerçekte ne yaşandı?
Bunlara Twitter cevap veremez.
Ben de veremem.
Bunları belge, banka hareketi, telefon kaydı, kamera görüntüsü ve ifade üzerinden inceleyebilecek yerler bellidir.
İşte fonlarla FORMT'un kesiştiği yer de burası
İlk bakışta alakasız iki hikâye.
Bir tarafta fonlar.
Bir tarafta bir sanayi şirketinin hissesi.
Ama bana göre ikisinin altında aynı hastalık yatıyor.
Yükselirken kimse soru sorulmasını istemiyor.
Fon kazandırıyorsa:
“Adamlar işi biliyor.”
Hisse tavan gidiyorsa:
“Bozma kardeşim.”
Şirketin piyasa değeri uçuyorsa:
“Yeni hikâyesi var.”
Sonra sistem bozuluyor.
Hisse yüzde 70-80 düşüyor.
Fon ödeme yapamıyor.
İnsanlar birikimine ulaşamıyor.
Ve herkes aynı şeyi söylüyor:
“Bu iş buraya gelirken kimse görmedi mi?”
Görüldü.
Ama görmek başka, görmek istemek başka.
Sermaye piyasalarında asıl problem de burada.
Yatırımcı para kazanırken risk duymak istemiyor.
Kaybedince ise geçmişte kendisine risk anlatılmadığını söylüyor.
Finansal okuryazarlık sadece bilanço okumak değildir.
Bir fonun neden o kadar yüksek getiri sağladığını sorgulamaktır.
Bir şirketin neden sürekli tavan olduğunu merak etmektir.
Birileri size “bu tahta gidecek” dediğinde “neden?” diye sormaktır.
Ve hepsinden önemlisi:
Kolay para anlatısına şüpheyle yaklaşmaktır.
Ben bugün FORMT konusunda ortaya atılan iddiaların hangisinin doğru olduğunu bilmiyorum.
Kimseyi suçlu ilan etmiyorum.
Kimsenin suçu yargı kararı olmadan kesinleşmiş değildir.
Ama bu kadar iddianın, bu kadar yatırımcı mağduriyetinin ve böylesine sert bir fiyat kaybının olduğu yerde “sosyal medyada yazıldı, geçer gider” demek de doğru değil.
Üstelik ortada artık sadece fiyat hareketi değil; savcılığa taşınmış bir saldırı iddiası, vekâlet toplama süreci ve kamuoyuna açık biçimde dile getirilen 100 bin dolarlık ödeme iddiası bulunuyor.
Bunların doğru olup olmadığını ortaya çıkaracak şey sosyal medya tartışması değil, resmî incelemedir.
Bu nedenle Sayın Adalet Bakanımıza arzımdır:
FORMT çevresinde kamuoyuna yansıyan iddiaların; savcılığa intikal eden olayların, taraflar arasındaki olası para ilişkilerinin, genel kurul vekâletlerinin hangi şartlarda toplandığının ve suç teşkil ettiği ileri sürülen herhangi bir eylem bulunup bulunmadığının yetkili adli makamlar tarafından bütün yönleriyle araştırılması gerektiğini düşünüyorum.
Sermaye piyasası mevzuatına ilişkin hususların da görevli düzenleyici kurumlar tarafından incelenmesi ve varsa hukuka aykırı işlemlerin ortaya çıkarılması yatırımcı açısından artık bir beklentiden öte güven meselesidir.
Kim suçsuzsa bunun ortaya çıkması onun da lehinedir.
Kim hukuka aykırı bir iş yaptıysa gereği yapılmalıdır.
Çünkü mesele artık yalnızca FORMT değil.
Mesele, insanların sermaye piyasasına ve adalet mekanizmasına duyduğu güvendir.
Ve kaybedilen para bir gün yerine konabilir.
Kaybedilen güven çok daha zor yerine gelir.
