1991 yılında doğdum. Kendimi bildim bileli Fenerbahçeliyim. Çocukluğumu düşündüğümde aklıma gelen ilk şeylerden biri Fenerbahçe. Maç saatini beklemek, ertesi gün okulda maçın tartışmasını yapmak, kaybedilen bir karşılaşmanın ardından televizyonu kapatıp bir süre kimseyle konuşmamak...
Fenerbahçe benim için hiçbir zaman sadece bir futbol kulübü olmadı. Hayatımın içinde, ailemden biri gibi yer aldı. Büyüdüm, okudum, çalıştım, kendi hayatımı kurdum. Hayatımda pek çok şey değişti ama Fenerbahçe'nin yeri değişmedi.
Bugün aynı zamanda kulübün kongre üyesiyim. Bu üyeliği de bir ayrıcalıktan çok, çocukluğumdan beri sevdiğim kulübe karşı bir sorumluluk olarak görüyorum.
Fakat son yıllarda Fenerbahçeli olmanın en yorucu tarafı maç kaybetmek değil. Her defasında yeni bir başlangıç yaptığımızı sanıp dönüp dolaşıp aynı yerde olduğumuzu görmek.
Ali Koç dönemi ve gerçekleşmeyen büyük beklentiler
2018 yılında Ali Koç başkan seçildiğinde büyük bir değişimin başlayacağına inanmıştım. Aziz Yıldırım'ın yirmi yıllık başkanlığının ardından Fenerbahçe'nin yeni bir yönetim anlayışına kavuşacağını düşünüyordum. Ali Koç'un iş dünyasındaki geçmişi, ekonomik imkânları, kurumsallaşma vaatleri... Bunların hepsi o dönem için önemliydi.
Üstelik Ali Koç'un başkan seçilmesi kolay da olmamıştı. Fenerbahçe tarihinde çok büyük izler bırakmış Aziz Yıldırım'ı geride bırakmıştı.
Birçok insan gibi ben de bu değişimin sahaya yansıyacağını düşündüm.
Yanılmışız.
Ali Koç döneminde çok para harcandı. Çok sayıda futbolcu transfer edildi, teknik direktör değiştirildi, yeni projeler açıklandı. Fenerbahçe'nin ekonomik yapısı ve kulübün geleceği üzerine pek çok şey konuşuldu.
Konuşulmayan tek şey neredeyse şampiyonluk oldu.
Daha doğrusu konuşuldu, hem de her sezon. Ama kutlanamadı.
Ali Koç'un Fenerbahçe için yaptıklarını yok saymak istemiyorum. Ciddi bir emek ve kaynak ortaya koyduğu açık. Ne var ki Fenerbahçe gibi bir kulüpte başkanlık, yalnızca para harcamak ya da iyi niyet göstermekle ölçülemiyor.
Sonuç almak gerekiyor.
Yedi yılın sonunda bunu başaramamış bir yönetim anlayışının değişmesini istemek son derece doğaldı.
Ben de istiyordum.
Ancak değişimden anladığım, sekiz yıl önce vedalaştığımız başkanın yeniden göreve gelmesi değildi.
Aziz Yıldırım'a saygı başka, geleceği ona emanet etmek başka
Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe tarihindeki yerini kimse tartışamaz. Onun başkanlığında şampiyonluklar gördük, Avrupa'da önemli başarılar yaşadık. Kulüp tarihinin en zor dönemlerinden birinde verdiği mücadeleyi de unutmadık.
Ama Aziz Yıldırım'ın geçmişte yaptıklarını takdir etmek başka, bugünün Fenerbahçe'sini yeniden onun yönetmesini istemek başka.
Bana kalırsa Fenerbahçe kongresi bu ikisini birbirine karıştırdı.
Aziz Yıldırım'a duyulan özlem ile Fenerbahçe'nin geleceğine ilişkin karar aynı sandıkta buluştu. Sonunda geçmişin başarıları, geleceğin ihtimallerinden daha fazla oy aldı.
Oysa karşısında Hakan Safi vardı.
Hakan Safi neden farklı bir fırsattı?
Ben Hakan Safi'yi yalnızca varlıklı bir iş insanı olduğu için desteklemedim. Fenerbahçe'nin yeterince varlıklı başkanı oldu zaten. Ali Koç dönemi bize paranın tek başına şampiyonluk getirmediğini gösterdi.
Hakan Safi'nin adaylığında benim dikkatimi çeken, kendine güvenen, iddialı hedefler ortaya koyan ve mevcut düzenin dışında yeni bir yönetim ihtimali sunan bir isim olmasıydı.
Başarılı iş hayatını Fenerbahçe'ye taşıyabileceğini söylüyordu. Transferler, yatırımlar ve kulübün geleceği konusunda önemli vaatleri vardı.
Bunları gerçekleştirebilir miydi?
Bilmiyorum.
Zaten kimse bilmiyor. Çünkü kendisine bu fırsat verilmedi.
Hakan Safi'nin başarılı olacağını kesin olarak söylemek mümkün değil. Ama başarısız olacağını da söyleyemeyiz. En azından ne yapabileceğini görme şansımız vardı.
Kongre üyeleri bu şansı kullanmak istemedi.
7 Haziran'da sandıktan Aziz Yıldırım çıktı. 17 bin 245 oy aldı. Hakan Safi ise 9 bin 927 oyda kaldı.
Aradaki fark küçümsenecek gibi değildi.
Demek ki kongrenin önemli bir bölümü, Fenerbahçe'nin geleceğini yine Aziz Yıldırım'a emanet etmek istiyordu.
Elbette sandıktan çıkan karara saygı duymak zorundayız. Ama bugün yaşananları gördükten sonra o tercihin doğru olup olmadığını sorgulamak da hakkımız.
Çünkü seçim günü yapılan konuşmalarla sezon başladıktan sonra yaşananlar birbirinden çok farklı.
Yine teknik direktör tartışmaları, yine futbolculara yönelik eleştiriler, yine yönetim üzerinden yürüyen kavgalar...
Ve yine bir sonraki sezonun hayalini kurmaya başlayan Fenerbahçeliler.
İnsan ister istemez soruyor: Biz bunları daha önce yaşamadık mı?
Hakan Safi'nin seçimden sonra gösterdiği duruş
Daha ilginci, dün Hakan Safi'nin yaptığı açıklamalardı.
Seçimi kaybetmiş bir isimden söz ediyoruz. İsterse bugün çıkıp kendisine oy vermeyen kongre üyelerine hesap sorabilir. Aziz Yıldırım'ı eleştirebilir, mevcut tabloyu kendi adaylığının haklılığına kanıt olarak gösterebilir.
Bunların hiçbirini yapmadı.
Aksine, Aziz Yıldırım'ın etrafında kenetlenilmesi gerektiğini söyledi. Futbolcuların moralinin bozuk olduğunu anlattı. Camianın hesaplaşmayı sezon sonuna bırakmasını istedi.
Üstelik mevcut durumun kabul edilemez olduğunu da saklamadı.
Bence Hakan Safi'nin bu açıklamaları, seçim döneminde verdiği vaatlerden bile daha anlamlı.
Çünkü bir kulübü yönetmeye talip olmakla, o kulübün menfaatini kendi kişisel hesabının önüne koymak arasında önemli bir fark var.
Hakan Safi dün ikinci davranışı sergiledi.
Belki de Fenerbahçe'nin uzun zamandır eksikliğini hissettiği anlayış tam olarak budur.
Her mağlubiyetten sonra birbirine düşen, her seçimde geçmişin hesaplarını açan, her yeni başkandan bir öncekinin intikamını almasını bekleyen bir camia hâline geldik.
Bunun Fenerbahçe'ye hiçbir faydası olmadı.
Bugün Aziz Yıldırım'ın başarısız olmasını isteyenlerden değilim. Böyle bir düşünceyi Fenerbahçelilikle de bağdaştıramam.
Aziz Başkan başarılı olsun. Fenerbahçe şampiyon olsun. Hepimiz yine sokaklara dökülelim. Yıllardır özlemini çektiğimiz o mutluluğu yeniden yaşayalım.
Ancak bunları istemek, seçimin ardından ortaya çıkan tabloyu görmezden gelmemi gerektirmiyor.
Artık çocuklarımıza eski şampiyonlukları anlatmak istemiyorum
Bir zamanlar Fenerbahçe'nin şampiyonluklarını izleyerek büyüyen çocuklar vardı. Bugün ise Fenerbahçeli çocukların önemli bir kısmı, babalarının anlattığı şampiyonluklarla büyüyor.
Ben artık bir çocuğun Fenerbahçeli olmayı neden sevmesi gerektiğini geçmişten örnekler vererek anlatmak istemiyorum.
Kendi yaşayacağı başarıları olsun istiyorum.
Bir şampiyonluk sabahına uyansın. Arkadaşlarıyla kutlama yapsın. Yıllar sonra o günü gülümseyerek hatırlasın.
Bizim çocukluğumuzda yaşadığımız mutlulukları onlar da yaşasın.
Bunun için Fenerbahçe'nin artık geçmişinden güç alırken geleceğini de değiştirebilmesi gerekiyor.
Hakan Safi bu değişimin adresi olabilir miydi? Bunu hiçbir zaman kesin olarak bilemeyeceğiz.
Ama ben hâlâ bir fırsatın kaçırıldığına inanıyorum.
Belki yanılıyorum. Umarım yanılıyorumdur. Çünkü benim haklı çıkmamın Fenerbahçe'ye kazandıracağı hiçbir şey yok.
Fakat bugün geldiğimiz noktada, kongrede oyunu Hakan Safi'ye verenlerin ne düşündüğünü tahmin etmek zor değil.
Hakan Safi'yi seçmediniz, sonuç ortada.
Ve ben artık bir başkanın değil, Fenerbahçe'nin kazanmasını istiyorum.
Hem de gelecek sezon değil.
Artık bu sezon.
