TEPAV Para Politikası Çalışma Grubu, Ocak 2026 değerlendirme notunu yayımladı. Raporda, yüzde 16’lık yıl sonu enflasyon hedefinin korunması için politika faizinin sabit tutulması gerektiği, olası bir faiz indirimi için ise hedef güncellemesinin şart olduğu belirtildi.
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), 2026 yılının ilk Para Politikası Değerlendirme Notu’nu kamuoyuyla paylaştı. Enflasyon görünümü ve makroekonomik risklerin mercek altına alındığı raporda, Merkez Bankası’nın önündeki iki temel senaryo ve faiz politikasına dair stratejik öneriler yer aldı.
Türkiye Enflasyonda G20 İkincisi
Raporda, Aralık 2025 verilerine dikkat çekilerek Türkiye’nin enflasyon karnesi ortaya kondu. Aralık ayında gerçekleşen yüzde 0,89’luk aylık enflasyonun, G20 ülkeleri arasında Arjantin’in ardından en yüksek ikinci oran olduğu vurgulandı. Türkiye, 2025 yılını küresel ölçekte en yüksek enflasyona sahip ekonomilerden biri olarak geride bıraktı.
Beklentilerdeki Makas Fiyatlama Davranışını Bozuyor
TEPAV, enflasyon hedefleri ile piyasa gerçekleri arasındaki ayrışmanın altını çizdi. 2026 sonu için belirlenen parametreler şu şekilde sıralandı:
Resmi Hedef: yüzde 16
Piyasa Beklentisi: yüzde 23,2
Reel Kesim Beklentisi: yüzde 34,8
Çalışma Grubu, beklentiler arasındaki bu derin farkın fiyatlama davranışlarında atalete yol açtığını ve enflasyonla mücadeleyi güçleştirdiğini belirtti.
Faiz Politikası İçin İki Kritik Senaryo
TEPAV, para politikası faizine ilişkin yol haritasını iki ihtimal üzerinden değerlendirdi:
Hedef Korunursa: Eğer 2026 sonu için hedeflenen yüzde 16’lık enflasyon oranında kararlı olunacaksa, politika faizi sabit tutulmalı.
Hedef Güncellenirse: Merkez Bankası’nın uygulamalarının ima ettiği yüzde 20–25 bandına bir hedef güncellemesi yapılırsa, 150 baz puanlık bir faiz indirimi gündeme gelebilir.
Yapısal Reform ve Eşgüdüm Çağrısı
Haberin sonuç bölümünde, enflasyonun kalıcı olarak düşürülebilmesi için para politikasının maliye politikası ve yapısal reformlarla desteklenmesi gerektiği vurgulandı. Makroekonomik istikrar için risk priminin düşürülmesinin kritik olduğu ifade edilirken; hukukun üstünlüğünü güçlendiren ve kurumların bağımsızlığını pekiştiren kapsamlı bir kalkınma programının hayata geçirilmesinin önemi hatırlatıldı.
