Tera Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen'in yapay zekâ ve robotik teknolojilere ilişkin yaptığı değerlendirmeler son dönemde yatırım dünyasında dikkat çekiyor. Tezmen, yapay zekânın beyaz yaka meslekleri, insansı robotların ise zamanla mavi yakalı işleri dönüştüreceğini belirtirken, dünyanın birkaç yıl içerisinde bugünkünden çok farklı bir ekonomik düzene geçeceğini ifade etti.
Gerçekten de rakamlar bu dönüşümün başladığını gösteriyor.
Uluslararası danışmanlık şirketi McKinsey'in projeksiyonlarına göre yapay zekâ teknolojileri küresel ekonomiye yıllık 2,6 ila 4,4 trilyon dolar arasında ek değer yaratma potansiyeline sahip. Goldman Sachs ise yapay zekânın önümüzdeki yıllarda küresel GSYH'ye yaklaşık 7 trilyon dolarlık katkı sağlayabileceğini ve verimliliği önemli ölçüde artırabileceğini öngörüyor.
Ancak burada gözden kaçan kritik bir nokta bulunuyor.
Asıl soru kaç kişinin işsiz kalacağı değil
Yapay zekâ tartışmaları çoğu zaman işsizlik ekseninde ilerliyor. Goldman Sachs'ın 2023 yılında yayımladığı raporda dünya genelinde yaklaşık 300 milyon tam zamanlı işin yapay zekâdan etkilenebileceği belirtilmişti. Dünya Ekonomik Forumu'nun son raporlarında ise milyonlarca mesleğin dönüşeceği ancak aynı zamanda yeni iş alanlarının da ortaya çıkacağı vurgulanıyor.
Tarih bize teknolojik dönüşümlerin yalnızca iş yok etmediğini gösteriyor. İnternet ekonomisi, mobil uygulama sektörü, e-ticaret ve bulut teknolojileri milyonlarca yeni istihdam oluşturdu.
Fakat yapay zekâ çağında mesele yalnızca istihdam olmayabilir.
Asıl soru, yapay zekânın yaratacağı trilyonlarca dolarlık ekonomik değerin kimin elinde toplanacağıdır.
Şirket kârları büyürken yatırımlar aynı hızda büyüyor mu?
Son yıllarda özellikle ABD'de büyük şirketlerin elde ettikleri kârların önemli bölümü hisse geri alımları ve finansal operasyonlar için kullanıldı. Sadece 2025 yılında ABD şirketlerinin hisse geri alım programlarının toplam büyüklüğü 1 trilyon doların üzerine çıktı.
Diğer tarafta ise yapay zekâ yatırımları hız kesmeden devam ediyor. Microsoft, Alphabet, Amazon ve Meta'nın yalnızca 2026 yılında veri merkezleri ve yapay zekâ altyapıları için ayırdığı yatırım bütçelerinin toplamının 300 milyar doları aşması bekleniyor.
Bu tablo önemli bir soruyu beraberinde getiriyor:
Yapay zekânın ürettiği verimlilik kazançları yeni şirketlere, girişimlere ve istihdama mı dönüşecek, yoksa belirli şirketlerin ve sermaye gruplarının bilançolarında mı birikecek?
Sorun teknoloji değil, sermayenin yönü olabilir
Türkiye açısından bakıldığında da benzer bir tartışma dikkat çekiyor. Sermaye piyasalarının büyüklüğü artarken, teknoloji girişimlerine ve yüksek katma değerli üretime yönelen sermayenin artırılması gerektiği sık sık dile getiriliyor.
Yapay zekâ çağında ortaya çıkacak ekonomik değerin yalnızca finansal varlıklarda tutulması ile üretken yatırımlara yönlendirilmesi arasında büyük fark bulunuyor. Çünkü yeni fabrikalar, yeni yazılım şirketleri, biyoteknoloji girişimleri, savunma teknolojileri ve derin teknoloji yatırımları yeni istihdam alanları oluşturabilir.
Aksi durumda verimlilik artarken ücretler üzerindeki baskının artması ve servetin daha dar bir kesimde yoğunlaşması riski gündeme gelebilir.
Yapay zekâ çağının kaderini ne belirleyecek?
Emre Tezmen'in dikkat çektiği dönüşümün yaşanacağı konusunda artık ciddi bir fikir birliği oluşmuş durumda. Yapay zekâ ve robotik teknolojilerin önümüzdeki 10 yıl içinde küresel ekonomiyi yeniden şekillendirmesi bekleniyor.
Ancak geleceğin en önemli tartışması muhtemelen "Yapay zekâ kaç kişiyi işsiz bırakacak?" sorusu olmayacak.
Asıl tartışma, yapay zekânın oluşturacağı trilyonlarca dolarlık yeni değerin kimler tarafından üretileceği, kimler tarafından paylaşılacağı ve ne kadarının yeni yatırımlara dönüşeceği olacak.
Çünkü yapay zekâ çağında kazananları yalnızca teknoloji belirlemeyecek; sermayenin hangi yöne aktığı da en az teknoloji kadar belirleyici olacak.
