İstanbul Ticaret Odası (İTO) tarafından açıklanan Ağustos ayı %1,66'lık İstanbul Ücretliler Geçinme İndeksi verileri ve Sermaye Piyasaları ile hanehalkı üzerindeki etkileri, iktisat politikaları uzmanları tarafından yakından takip ediliyor. Kocaeli Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü İktisat Politikası Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özgür Bayram Soylu, enflasyondaki son görünümü, hizmet sektöründeki katılığı ve hanehalkı beklentilerini YatırımX için değerlendirdi.
İTO’nun ağustos ayında açıkladığı %1,66’lık aylık enflasyon oranı, mevsimsellik etkisi de dikkate alındığında dezenflasyon sürecinin öngörülen patikada ilerlediğini gösteriyor mu?
Ağustos ayı, mevsimsel etkilerin yoğun hissettirildiği ve Eylül enflasyonuna dair yön veren bir dönemdir. %1,66’lık oran, geçen yılların Ağustos rakamlarına kıyasla soğuma etkisini gösterse de halen yüksek bir seviyededir.
Enflasyonun tüm ana harcama gruplarına yayılması vatandaş üzerindeki kırılganlığı artırıyor. İTO verisinde özellikle eğitim harcamalarının en yüksek artışı göstermesi kritik bir sinyaldir. Eğitimin Eylül ve Ekim aylarında da zirve yapma eğilimi göz önüne alındığında, sadece Ağustos rakamına bakarak "dezenflasyon programı tam anlamıyla çalışıyor" demek fazla iyimser bir yaklaşım olur.

Hizmet sektöründeki kira, eğitim ve ulaştırma kaynaklı katılık kırılabilmiş değil. Mevcut para politikası talebi soğutmada ne kadar efektif kalıyor?
Mevcut para politikası esasen talebi soğutmaya odaklanıyor. Ancak Türkiye ekonomisinde yaşanan enflasyonun maliyet ve beklenti kanalları henüz normalleşebilmiş değil.
özellikle akaryakıt fiyatları üzerinden ulaştırma, konut ve gıda kanallarına yayılan bir maliyet baskısı var. Bu durum fiyatlama davranışlarının normalleşmesini geciktiriyor ve Merkez Bankası ile Orta Vadeli Program (OVP) hedeflerinde sapma riskini doğuruyor. Üç yılı aşkın tecrübemiz gösterdi ki; sadece faiz politikasıyla eğitim, konut ve ulaştırma gibi alanlardaki yapısal maliyet sorunlarını çözmek mümkün değildir. Bütüncül ve yapısal dokunuşlara ihtiyaç duyulmaktadır.
Manşet enflasyondaki yavaşlamaya rağmen hanehalkının enflasyon beklentisindeki katılık kırılabilmiş değil. Açıklanan verilerin hissedilen enflasyona yansıması ne kadar zaman alacak?
Açıklanan ile hissedilen enflasyon arasında her zaman bir fark olur ancak Türkiye'de fiyatlama davranışlarının bozulması irrasyonel bir zemin yarattı. Vatandaşın fiili satın alma gücündeki kumulatif erozyon henüz telafi edilebilmiş değil. Son üç yılda yaşanan fiyat artışları birikimli olarak satın alma gücünü tahrip etti.
Ayrıca Merkez Bankası’nın 12 ay sonrasına ilişkin öngörüleri ile hanehalkının beklentileri arasında ciddi bir makas bulunuyor. Piyasalardaki tekelleşmenin önüne geçilemediği, gıda ve enerji maliyetleri istikrara kavuşmadığı sürece bu yüksek fiyat algısı kırılamaz. Vatandaş nezdinde güvenin yeniden inşa edilmesi için Merkez Bankası'nın koyduğu hedefler ile gerçekleşmeler arasındaki sapmanın belirgin şekilde daralması şarttır.
