Türkiye’nin önemli köprü ve otoyollarının uzun süreli işletme hakkı devri kapsamında özelleştirme programında yer alması, kamu finansmanı açısından dikkat çekici bir gelişme olarak öne çıkıyor. Ekonomi açısından asıl soru ise bu varlıkların neden şimdi yeniden gündeme geldiği ve 30 yıllık gelir akışının bugünden nakde çevrilmesinin ne anlama geldiği.
Resmî Gazete’de yayımlanan kararlarla birlikte bazı otoyol ve bağlantı yolları özelleştirme kapsamına alınırken, Türkiye’nin önemli köprü ve otoyollarını içeren geniş altyapı portföyü de yeniden ekonomi gündeminin merkezine taşındı.
Listede 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, KGM Avrupa Otoyolu, KGM Anadolu Otoyolu, İzmir-Aydın Otoyolu, İzmir-Çeşme Otoyolu, Niğde-Mersin-Adana Otoyolu, Adana-Gaziantep Otoyolu, Gaziantep-Şanlıurfa Otoyolu, Toprakkale-İskenderun Otoyolu ile bazı çevre otoyolu kesimleri bulunuyor.
Gündemdeki model, söz konusu varlıkların mülkiyetinin tamamen el değiştirmesinden çok, uzun süreli işletme hakkının özel sektöre devredilmesi üzerine kuruluyor.

Ekonomik açıdan ne anlama geliyor?
Köprü ve otoyollar, düzenli ve öngörülebilir nakit akışı üreten altyapı varlıkları arasında yer alıyor. Bu nedenle 25-30 yıl gibi uzun süreli bir işletme hakkı devri, finansal açıdan gelecekte oluşacak gelirlerin önemli bölümünün bugünkü bir bedel karşılığında devredilmesi anlamına geliyor.
Başka bir ifadeyle kamu, gelecekte yıllar boyunca elde edeceği gelir yerine bugün toplu bir özelleştirme geliri elde ediyor. Bu yöntem dünya genelinde de kullanılan bir finansman modeli.
Devletler bu tür işlemlerle borç azaltabilir, yeni altyapı yatırımlarını finanse edebilir veya bütçeye tek seferlik kaynak sağlayabilir. Ancak modelin kamu açısından avantajlı olup olmadığını belirleyen temel unsur, işletme hakkı karşılığında alınacak bedel olacak.
Asıl kritik nokta ihale bedeli
Bir köprü veya otoyolun bugünkü değerini yalnızca mevcut geçiş gelirleri belirlemiyor. Gelecekteki trafik artışı, geçiş ücretleri, bakım maliyetleri, finansman giderleri, enflasyon ve ekonomik büyüme gibi birçok değişken değerleme üzerinde etkili oluyor.
Bu nedenle 30 yıllık işletme hakkının ekonomik olarak başarılı sayılabilmesi için ihale bedelinin, gelecekteki gelirlerin bugünkü değerine göre güçlü bir seviyede oluşması gerekiyor. Eğer devlet yüksek bir peşin gelir elde eder ve bu kaynağı verimli alanlarda kullanırsa işlem kamu maliyesi açısından avantaj yaratabilir.
Buna karşılık düşük bir değerleme ile yapılan uzun vadeli devir, gelecekteki düzenli gelirlerden bugünkü finansman ihtiyacı için vazgeçilmesi anlamına gelebilir.

Özelleştirme gelirleri neden önem kazandı?
Son dönemde kamu bütçesinde özelleştirme gelirlerinin daha fazla önem kazandığı görülüyor. Özelleştirme gelirleri, vergi gelirlerinden farklı olarak çoğunlukla tek seferlik kaynak yaratıyor.
Bu nedenle bütçe dengesi açısından kısa vadede önemli bir rahatlama sağlayabilse de sürekli gelir niteliği taşımıyor. Köprü ve otoyollar gibi her yıl gelir üreten varlıkların uzun süreli işletme hakkı devri ise bu açıdan daha dikkatli değerlendirilmesi gereken bir yapı oluşturuyor.
Burada temel denge, bugün elde edilecek toplu gelir ile gelecekte vazgeçilecek yıllık gelir arasındaki ilişki olacak.
Yabancı sermaye açısından da önemli olabilir
İhalelere yabancı altyapı fonlarının veya uluslararası yatırımcıların katılması halinde süreç doğrudan yabancı sermaye girişi de yaratabilir.
Özellikle uzun vadeli altyapı yatırımları, emeklilik fonları, altyapı fonları ve büyük uluslararası yatırım şirketlerinin ilgi gösterdiği alanlar arasında bulunuyor. Bu nedenle özelleştirme süreci yalnızca bütçe açısından değil, Türkiye’ye uzun vadeli yabancı sermaye çekilmesi açısından da önem taşıyabilir.
Ancak bu noktada yatırımcının kim olduğu kadar, Türkiye’ye ne kadar sermaye getirdiği ve işletme hakkı karşılığında hangi bedeli ödediği de belirleyici olacak.
30 yıllık gelir bugüne mi taşınıyor?
Ekonomi açısından bakıldığında sürecin en önemli tarafı tam olarak burada ortaya çıkıyor. Uzun vadeli işletme hakkı devri, gelecekte oluşacak nakit akışının bugünkü bir bedel karşılığında devredilmesini ifade ediyor.
Dolayısıyla değerlendirilmesi gereken üç temel unsur bulunuyor:
İhale bedeli ne kadar olacak?
Elde edilen kaynak nerede kullanılacak?
Devredilen varlıkların gelecekte yaratacağı gelir ne seviyede olacak?
Bu üç sorunun cevabı ortaya çıkmadan özelleştirmenin kamu açısından avantajlı veya dezavantajlı olduğunu kesin biçimde söylemek mümkün değil. Ancak köprü ve otoyollar gibi güçlü ve düzenli nakit akışı yaratan varlıkların uzun süreli işletme hakkı devrine hazırlanması, Türkiye’nin mevcut kamu varlıklarını daha aktif bir finansman aracına dönüştürmeye yöneldiğini gösteriyor.
Önümüzdeki süreçte asıl takip edilmesi gereken konu ise hangi varlığın ne kadar bedelle devredileceği olacak.
