Park Lambasından Mezara: TÜVTÜRK’e, İşletene ve Şubeyi Yönetenlere Yazıklar Olsun…

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Park Lambasından Mezara: TÜVTÜRK’e, İşletene ve Şubeyi Yönetenlere Yazıklar Olsun…

Bu yazıyı sakin kafayla yazmak zor. Çünkü anlatılan şey bir prosedür hatası değil, bir “tartışma” hiç değil. Rutin bir araç muayenesi için gidilen bir yerde, bir insanın hayatını kaybetmesinden söz ediyoruz.

Park lambası yanmıyor denilerek başlayan bir sürecin, birkaç gün sonra mezarlıkta bitmesi… Açık konuşayım, burada artık teknik detayların, mevzuat maddelerinin arkasına saklanılamaz.

Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, Melih Okan Keskin park lambasının yanmadığı söylenince aracına binip kontrol ediyor, lambanın yandığını görüyor ve içeri dönüyor.
Park lambam yanıyor” diyor.

Cevap ise düşündürücü:
Artık geçti. İçeride kamera vardı. Dışarıdaki kamera bizi ilgilendirmez.
Üstüne bir de alaycı bir ifade:
Geçmiş olsun, yarın tekrar gelirsiniz.

Bir vatandaş için bu bile başlı başına saygısızlık. Ama mesele burada bitmiyor.

Yetkili kim?” diye sorulduğunda bir mühendise yönlendiriliyor. Eşi Emel Keskin’in kamuoyuna yansıyan anlatımına göre, burada yaşanan sözlü tartışmanın ardından 20–30 kişinin bir anda toplanıp Melih Okan Keskin’e saldırdığı bir süreç başlıyor.

Bu noktada durup düşünmek gerekiyor:
Burası bir sokak değil.
Burası bir eğlence mekânı değil.
Burası kamu adına hizmet verilen, kameralarla izlenen bir araç muayene istasyonu.

Şiddet burada da bitmiyor. Keskin darp edilirken diğer vatandaşlar tarafından kurtarılmaya çalışılıyor; ancak bu çaba şiddetin artmasına engel olamıyor. Ardından Keskin eline telefonu alıp 112’yi arıyor. Yani kavga etmiyor, yardım istiyor.

Tam bu sırada, kamera kayıtlarına da yansıdığı belirtilen şekilde, bir kişi aracını Keskin’in üzerine sürüyor, ayağının ezildiği görülüyor. Ardından araçtan inen şahıs, telefonla konuşan Keskin’e şiddetli bir yumruk atıyor.

Eşinin ifadesine göre olay üç ayrı fiziki saldırıdan oluşuyor.

Ve altını özellikle çiziyorum:
Ambulans çağrılmıyor.

 

 

20–30 kişinin darp ettiği bir insan, kamu hizmeti verilen bir alanda tek başına bırakılıyor. Keskin kendi aracıyla darp raporu almak için hastaneye gidiyor. Eşini arayıp “Bir olay oldu, darp raporu alacağım” diyor. Bir süre sonra tekrar aradığında ise şu cümle geliyor:
Beynimde kanama varmış. Ameliyat edecekler.

Doktorlar beyin kanaması, 7 milimetrelik kayma, açık ameliyat ve felç ihtimalinden söz ediyor. Ve Melih Okan Keskin ameliyata girerken eşinin elini tutup şunu söylüyor:
Seni seviyorum. Kendine iyi bak. Çocuklarıma iyi bak.

44 yaşında.
İki çocuk babası.
İki gün önce doğum gününü kutlamış.

Ve hayatını kaybediyor.

Şimdi çıkıp “iki kişi tutuklandı” deniyor.

Yetmez. Hiç yetmez.
(Burada özellikle bir parantez açmak istiyorum. Sayın savcıları ve hâkimleri yargılamak, yönlendirmek ya da karar süreçlerine dair bir kanaat beyan etmek bizim haddimize değildir; dosyanın hukuki niteliğini ve sorumluluk durumlarını belirleyecek tek merci yargıdır. Ancak kamuoyuna yansıyan güvenlik kamerası görüntülerinde ve tanık anlatımlarında, olayın tekil bir kişiler arası kavga görüntüsünden farklı olduğu, birden fazla kişinin aynı anda bir kişiye yöneldiği ve fiilî müdahalenin kalabalık bir grup hâlinde gerçekleştiği yönünde güçlü bir izlenim oluşmaktadır. Bunun ceza hukuku bakımından nasıl değerlendirileceği elbette soruşturma makamlarının ve mahkemelerin takdirindedir; fakat ortada sıradan, iki kişi arasında yaşanmış ve anlık bir tartışma görüntüsü bulunmadığı da kamuoyunun çıplak gözle gördüğü bir gerçektir.)

Dahası var. Ailenin iddiasına göre, olaya karışan çok sayıda kişi aynı avukatlar tarafından temsil ediliyor. Yani darp edilen bir insanın ardından, darp edenlerin topluca şikâyetçi olduğu bir tabloyla karşı karşıyayız.

Ve en acısı:
Melih Okan Keskin hayattayken ne bir açıklama, ne bir özür, ne bir telefon
Vefat ettikten sonra ise “eski personeldi” söylemi.

Aile bu iddiayı açıkça reddediyor:
Hayır, kendi personelleri.

Bu yazıyı bağırmak için yazmıyorum.
Bu yazıyı bir daha kimse bir araç muayenesine giderken ‘başımıza ne gelir’ diye düşünmek zorunda kalmasın diye yazıyorum.

Bir park lambası meselesi, bu kadar büyük bir trajediye dönüşüyorsa; sorun lambada değil, sistemdedir.

Ve bunu açıkça yazıyorum:

TÜVTÜRK’e,
İşletene,
Şubeyi yönetenlere…

20–30 kişinin darp ettiği bir insanın ambulanssız bırakıldığı, ardından hayatını kaybettiği bir tabloda, söylenecek başka söz kalmıyor:

Yazıklar olsun.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *