Küresel finans piyasalarında kalıcı fiyat artışlarının yatırım stratejileri üzerindeki yıkıcı etkisi derinleşiyor. Makro stratejist Simon White’ın analizine göre, geçmişte hisse senedi piyasasındaki düşüşleri sınırlayan en önemli araç olan ABD Hazine tahvilleri, enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde hisselerle aynı yönde hareket etme eğilimi gösteriyor.
Bu durum, yatırımların yüzde 60’ını hisse senetlerine, yüzde 40’ını ise tahvillere ayıran geleneksel 60/40 portföy modelinin riskleri dengeleme kapasitesini ciddi şekilde zayıflatıyor.
Yüksek Enflasyon ve %5,25 Tahvil Faizi Eşiği
Ters Yönlü Korelasyonun Sonu: 2000-2020 döneminde hisseler düştüğünde tahviller yükselerek portföyü koruyordu. Ancak enflasyonun kalıcı olduğu ortamlarda iki varlık sınıfı da birlikte değer kaybedebiliyor.
10 Yıllık Tahvil Faizi (%5,25): Geçmiş veriler, tahvil faizlerinin yüzde 5,25-5,50 aralığının üzerinde kaldığı dönemlerde hisse senetleri ile devlet tahvillerinin çoğunlukla pozitif korelasyonla (aynı yönde) hareket ettiğini ortaya koyuyor.

Çekirdek PCE ve %3 Sınırı: ABD Merkez Bankası'nın (Fed) dikkate aldığı çekirdek kişisel tüketim harcamaları (PCE) enflasyonunun yüzde 3'ü aştığı dönemlerde tahvillerin hisselere karşı sağladığı koruma kalkanı zayıflıyor. Tarihsel olarak bu enflasyon seviyesi, yüzde 5,25'lik tahvil getirisiyle doğrudan ilişkilendiriliyor.
Fed'in Sınırlandırılan Hamle Alanı ve Risk Paritesi Fonları
Fed'in Faiz İndirimi İmkânı Daralıyor: Ekonomik yavaşlama dönemlerinde normalde faiz indirimi beklentisiyle tahvillere talep artar. Ancak enflasyonun yüksek kalması Fed'in para politikasını gevşetmesini engelliyor, bu da tahvillerin güvenli liman işlevini kısıtlıyor.

Risk Paritesi Fonlarında Çözülme: Yaklaşık 1 trilyon ila 1,5 trilyon dolarlık ABD Hazine tahvili taşıyan risk paritesi stratejilerinin tahvil getirilerine duyarlılığı son iki yılda azalarak 15 yılın en düşük seviyelerine geriledi.
Likidite ve Ek Getiri Baskısı: Tahvillerin dengeleme gücünü yitirmesi koruma amaçlı talebi azaltırken, bu durum tahvil piyasasında likiditenin düşmesine ve yatırımcıların talep ettiği uzun vadeli risk priminin yükselmesine yol açabiliyor.
