Goldman Sachs ekonomistleri, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde enflasyonu düşürmekten çok dış dengeyi korumaya öncelik verebileceğini ve bu nedenle Türk lirasının dolar karşısında daha hızlı değer kaybetmesine izin verilebileceğini öngördü.
Bankanın ekonomistleri Clemens Grafe ve Başak Edizgil tarafından hazırlanan değerlendirmede, Türk lirasındaki yıllık değer kaybının yüzde 20’li seviyelerin ortasına doğru hızlanabileceği belirtildi. Bunun ani bir kur sıçramasından çok, dolar/TL’nin kontrollü ancak mevcut dönemden daha hızlı yükselmesi anlamına geldiği değerlendiriliyor.
TL nasıl daha hızlı değer kaybedecek?
Goldman Sachs’ın beklentisi, dolar kurunun bir gecede sert biçimde serbest bırakılmasından ziyade kontrollü değer kaybının hızlandırılmasına dayanıyor.
Bu senaryoda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası piyasaya daha az döviz satabilir, döviz talebini rezervlerden karşılama konusunda daha sınırlı davranabilir veya kurdaki günlük ve aylık yükselişe daha fazla izin verebilir. Nitekim Türkiye’de son dönemde TL’nin kademeli ve yönetilen bir değer kaybı izlediği görülüyor.
Örneğin dolar/TL’nin aylık yüzde 1 civarında yükselmesine izin veriliyorsa, bu hızın yüzde 1,5-2 seviyelerine çıkması yıllıklandırılmış olarak çok daha yüksek bir kur artışı anlamına gelebilir.
Burada söz konusu olan doğrudan bir “devalüasyon kararı” değil, Merkez Bankasının kuru eskisi kadar güçlü biçimde baskılamaması olabilir.
Neden böyle bir politika tercih edilebilir?
Türkiye’de enflasyon kur artışının üzerinde kaldığında Türk lirası reel olarak değer kazanıyor. Başka bir ifadeyle dolar yükselse bile içerideki fiyatlar dolardan daha hızlı arttığı için Türk malları yabancılar açısından pahalı hale geliyor.
Goldman Sachs ekonomistleri, Türkiye’nin özellikle ara malı ihracatında Çin’e, Avrupa’daki tüketim malları pazarında ise Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine karşı pazar payı kaybettiğine dikkat çekti. Savunma sanayisi ve sermaye mallarındaki ihracat artışının bu kaybı tamamen telafi edemediği belirtildi.
TL’nin daha hızlı değer kaybetmesi ihracatçının döviz bazında rekabet gücünü artırabilir. İthal ürünlerin pahalanması da ithalat talebini azaltarak cari açığın kontrol altına alınmasına katkı sağlayabilir.
Goldman Sachs’ın “dış dengeyi enflasyonun önüne koymak” ifadesi tam olarak bunu anlatıyor.
Vatandaş için ne anlama geliyor?
TL’nin daha hızlı değer kaybetmesi günlük hayatta özellikle ithal ürünler ve dövize bağlı fiyatlar üzerinden hissedilebilir.
Akaryakıt, otomobil, telefon, bilgisayar, ilaç, doğalgaz, elektrik üretim maliyetleri ve ithal hammaddeler kur artışından doğrudan ya da dolaylı şekilde etkilenebilir. Bu durum market fiyatlarından ulaşıma kadar geniş bir alanda yeni zam baskısı oluşturabilir.
Maaşı TL ile sabit kalan vatandaş açısından ise satın alma gücü üzerindeki baskı artabilir. Ücret artışları kur ve enflasyonun gerisinde kalırsa, maaşlar döviz ve altın karşısında daha hızlı eriyebilir.
Yurt dışı tatili, yabancı para cinsinden eğitim, abonelikler ve dövizle fiyatlanan ürünler de daha pahalı hale gelebilir.
Enflasyon neden yeniden yükselebilir?
Türkiye üretimde enerji, ara malı, makine ve birçok hammadde bakımından ithalata bağımlı olduğu için döviz kurundaki yükseliş maliyetlere yansıyor.
İthalatçı şirket daha yüksek kurdan ürün veya hammadde aldığında bu maliyeti satış fiyatına ekliyor. Böylece kur artışı zaman içinde üretici ve tüketici fiyatlarına taşınıyor.
Bu nedenle Goldman Sachs’ın öngördüğü politika değişikliği dış dengeyi rahatlatırken enflasyondaki düşüşü yavaşlatabilir. Banka da TL’nin daha hızlı değer kaybetmesine izin verilmesinin dezenflasyon sürecini yavaşlatabileceğini belirtiyor.
Faizler neden yüksek kalabilir?
Kurun daha hızlı yükselmesi vatandaşın ve şirketlerin dövize yönelmesine neden olabilir. Bu riskin önüne geçebilmek için TL mevduat faizlerinin cazip tutulması gerekebilir.
Bu nedenle daha hızlı kur artışı mutlaka daha hızlı faiz indirimi anlamına gelmiyor. Tam tersine Merkez Bankası, kurdaki değer kaybının kontrolden çıkmaması ve TL’den dövize geçişin sınırlanması için faizleri beklenenden daha uzun süre yüksek tutabilir.
Goldman Sachs’ın daha önceki değerlendirmelerinde de Türkiye’de etkili faiz indirimlerinin 2026’nın son çeyreğine kadar gecikebileceği ve yıl sonunda politika faizinin yüksek seviyelerde kalabileceği öngörülmüştü.
Kimler olumlu etkilenebilir?
Gelirinin önemli bölümü döviz olan ihracatçı şirketler, kur artışından TL bazında olumlu etkilenebilir. Turizm şirketleri, ihracatçılar ve yurt dışına hizmet satan şirketlerin gelirleri TL karşılığında artabilir.
Ancak şirketin üretiminde yoğun biçimde ithal hammadde kullanması halinde kur artışının sağladığı avantaj maliyetlerdeki yükseliş nedeniyle azalabilir.
Bu nedenle her ihracatçı şirketin kur artışından otomatik olarak kazançlı çıkacağı söylenemez.
Kimler olumsuz etkilenebilir?
İthal ürün satan şirketler, döviz borcu yüksek işletmeler ve üretiminde ithal girdiye bağımlı firmalar daha yüksek maliyetle karşılaşabilir.
Döviz geliri olmadan dolar veya avro borcu taşıyan şirketlerin borç yükü TL bazında büyüyebilir. Bu durum finansman giderlerini ve bilanço risklerini artırabilir.
Vatandaş tarafında ise en büyük risk, enflasyonun yeniden güçlenmesi ve ücretlerin fiyat artışlarının gerisinde kalmasıdır.
Dolar bir anda mı yükselecek?
Goldman Sachs’ın tahmini ani ve kontrolsüz bir kur şoku anlamına gelmiyor.
Beklenti, dolar/TL’nin gün gün ve ay ay daha hızlı yükselmesine izin verilmesi yönünde. Kurun belirli aralıklarla küçük artışlar yaşaması, yıl sonunda toplamda ciddi bir değer kaybı oluşturabilir.
Örneğin aylık ortalama yüzde 2’lik kur artışı bile bileşik hesapla yıllık yaklaşık yüzde 27’lik yükselişe karşılık geliyor. Bu da Goldman Sachs’ın sözünü ettiği “yüzde 20’li seviyelerin ortasında yıllık değer kaybı” beklentisine yakın bir tablo oluşturuyor.
Özetle ne değişebilir?
Goldman Sachs’ın tahmini gerçekleşirse Türkiye ekonomisinde öncelik sıralaması değişmiş olacak.
Ekonomi yönetimi TL’yi reel olarak güçlü tutup enflasyonu daha hızlı düşürmek yerine, ihracatçıyı ve cari dengeyi desteklemek amacıyla kurun daha hızlı yükselmesine izin verebilir.
Bu politika ihracatı ve dış dengeyi destekleyebilir. Ancak vatandaş açısından daha pahalı ithal ürünler, daha yüksek enflasyon, yüksek faizlerin daha uzun sürmesi ve satın alma gücü üzerinde ek baskı anlamına gelebilir.
